FAO (Gıda ve Tarım Örgütü) Fiyat
Endeksleri, Tüfe ve Büyüme için doğru bir sinyal mi?
FAO’nun her ay yayımladığı gıda
fiyatları endeksinin sekizincisi 9 Ağustos’ta yayımlanıyor. Bu veri FAO
uzmanları tarafından ticarete en fazla konu olan 55 emtianın 5 grup altında
toplanması ve ağırlıklandırılması ile oluşturuluyor.
Verinin önemli yanı ise global
ekonomik durum anlamında belirgin bir harita oluşturması. Gıda, et, süt ve süt
ürünleri, tahıl, petrol ve şeker gruplarından oluşan verinin yıllık değişim
oranlarına bakıldığında resesyon ve durgunluk dönemlerini çok iyi yansıttığı
görülebiliyor. Aşağıdaki grafiği oluşturmak için gıda, tahıl ve petrol
fiyatları kullanıldı. Petrol fiyatlarının daha fazla dış etkiye maruz kalabilen
bir emtia olması (siyasi, teknik, beşeri) şoklarda onun daha büyük salınımlar
göstermesine ve fiyatının daha volatil olmasına yol açıyor. Buna rağmen üç
emtianın fiyatlarındaki seyir kriz dönemiyle örtüşüyor. Bu da küresel büyüme
konusunda önemli bir sinyal niteliği taşıyor.
İngiltere Merkez Bankası (BoE) da
benzer QE hamlelerini Eylül 2009, Ekim-Kasım 2010’da yapıyor, buna Avrupa
Merkez Bankası (ECB) Mayıs 2009’da, Japon Merkez Bankası (BoJ) ise Ekim 2010’da
eşlik ediyordu. Genişlemeler sonucunda global anlamda likidite bolluğu yaratılırken
paranın ucuzlaması ve fiyatların yükselmesi sağlanmış oluyordu. Bu hareketin
çok merkezli oluşu ise bütün piyasaların eş anlı etkilenmesine yol açıyordu.
QE dönemlerinin kurlar üzerindeki
etkisini incelemek için Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerinden
alınan aylık ortalama döviz alış kurlarına göre hesaplanan kur grafiği
(aşağıda) oluşturuldu. Doların euro karşısında değer kaybettiği dönem gıda
fiyatlarındaki yükselişe işaret ediyor. Dolardaki değer kaybı biraz da
piyasanın dolar ve ABD 10 yıllık devlet tahvillerini güvenli liman olarak
algılamasından kaynaklanıyor. Kriz zamanı güvenli limana yönelen sıcak para
doların değerini yükseltirken, global toparlanma dönemlerinde risk iştahının
artması diğer para birimlerinin değerinde artışa yol açıyor. Global büyüme
dönemlerinde tüketimin de artıyor olması ise arz-talep dengesinin daha yüksek
bir fiyat seviyesinde oluşmasına sebep oluyor. Parasal genişleme ile paranın
değersizleşmesi de tüketimi artırıcı bir etki yapıyordu. Euro’nun dolar
karşısındaki gidiaştına benzer etki TL’nin güçlenmesiyle Türkiye’de de görülürken
ve ekonomideki toparlanma olabildiğince hızlı ilerliyordu. Cumhuriyet tarihinin
en hızlı büyümesi de bu dönemde gerçekleşiyordu.
FAO gıda fiyatlarındaki yıllık değişimle
TUİK’in yıllık eflasyon artış oranları karşılaştırıldığında (aşağıdaki grafik),
2008 yılında ortaya çıkan mortgage krizinin belirgin etkisi görülüyor. Burada
tüketimin kısıldığı, talepteki azalma ile fiyatların gerilediği izleniyor. Tüketici
fiyat endeksinde (Tüfe=enflasyon) önceki dönemlerde yaşanan bozulmaların içsel
kaynaklı olduğu da grafikten ayırt ediliyor. 2004 yılında yerel seçimlerin sapmaya
yol açtığı kurların 2006 yılında hızlı büyüme, iç tüketim artışı, kamu borç
stoku, dış ticaret ve cari açığın artması ile bozulduğu görülüyor. Ülkemize
özel senaryoların gerçekleşmesi ve dünya ortalamasının üzerinde büyüme
gerçekleştirdiğimiz dönemlerde Tüfe’de görülen yıllık değişim FAO Gıda Fiyat
Endeksinden ve sonuç olarak global ekonomiden ayrışıyor.
Dünyanın genel gidişatını
belirlemede bu kadar etkili olan FAO endeksinin Perşembe günü nasıl bir seyir
izleyeceği merak ediliyor. Ülkemiz için doların TL karşısında güçlendiği ve
enflasyonun Nisan 2010’dan sonra ilk defa çift haneli sayılara ulaştığı 2012 yılının
ilk yarısının ardından ikinci yarıda nasıl bir seyrin görüleceği tahmin
edilmeye çalışılıyor. FAO endeksinde 2008 yılında görülen seyrin yılın
devamında da görülmesi halinde yurtiçi tüketimde görülen iyileşme sinyallerinin
ötelenmesi ihtimali ortaya çıkıyor. Global toparlanma olmadan sadece yurtiçi
tüketimin tetiklediği dengesiz büyüme koşullarının da sürdürülebilirliği
konusunda şüpheler bulunuyor. Dolar/TL’nin 1,70’in üzerindeki seyri dış talebin
yetersiz kaldığı bir dönemde ihracatı desteklemek adına önemli bir etki
yaratmaktan uzak kalırken, yeni pazarlara ihracat konusunda gelişme sağlayan
ülkemizin mevcut pazar paylarını kaybetmeden gelişmesi daha fazla önem
kazanıyor. Ayrıca güçsüz TL satınalma gücümüzün gerilemesine yol açıyor. Üretimin
en önemli girdisi olan enerji ve hammadde ithalatları da yüksek kur sebebiyle
sekteye uğruyor. Bu durum da sanayi üretimi verilerine olumsuz yansıyor. Teşviklerle
sağlanmaya çalışılan üretim artışının küresel toparlanma sağlanmadan tek başına
etkisinin sınırlı kalmasının sebebi olarak TCMB’nin de aşağı yönlü risk olarak
vurguladığı küresel durgunluk ön plana çıkıyor. Temmuz 2012’de yıllık %9,1’e
yükselen (Haziran’da %8,9 idi) Tüfe ile FAO endeksinin ne kadar paralel
seyrettiği 9 Ağustos Perşembe günü belli olacakken önümüzdeki dönemde küresel
ekonomik seyirden ne kadar etkilenmeden kalabileceğimiz konusunda zor bir dönem
bizi bekliyor.
Kaynak: TCMB, TUIK, FAO




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder