Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Rüzgarın Taşıyamadığı Yelkenli


Rüzgarın Taşıyamadığı Yelkenli

TUİK’in 8 Ağustos’ta açıkladığı sanayi üretimi verileri incelendiğinde mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış endeksin Haziran’da %2 oranında gerilediği görülüyor. Bu durum kafalarda soru işaretleri uyanmasına neden oluyor. Buna rağmen yıllık bazda gerçekleşen %2,7’lik artış biraz inişli çıkışlı da olsa veride toparlanmanın sürdüğüne işaret ediyor. Aşağıdaki grafik Türkiye ile ABD’nin sanayi üretimi verilerini içeriyor. Şubat 2009’da 2005’ten beri en düşük 3. seviyesini gören sanayi üretimi endeksi daha sonra toparlanarak 140’lı seviyelere ulaşıyor. Haziran’da 132,1 olan endeksin seyri ise ABD sanayi üretimi verisiyle benzer bir trende sahip. ABD’de Nisan 2009’da görülen 82,8; 2005’ten beri ölçülen en düşük değere işaret ediyor.


Takvim ve mevsim etkilerinden arındırılmış endeks değerleri karşılaştırıldığında benzer bir seyir görülüyor. Fark olarak Türkiye’nin 2005 yılından beri en düşük seviyesini Ocak 2009’da görmesi ve ABD’nin Haziran 2009’daki 83,5’ten sonra toparlanmasına rağmen halen 100 değerine ulaşamaması göze çarpıyor.


Benzer seyir aşağıdaki grafikte yer alan dış ticaret rakamlarından da gözleniyor. Türkiye’de Şubat, ABD’de Mayıs 2009’da en düşük dış ticaret açığı görülüyor. Bu durum ithal girdi ile üretim yapan ülke profilinine göre üretimin azaldığını vurguluyor. Türkiye’nin dış ticaret açığının ABD’ye göre daha hızlı artıyor olması ise ülkemizin daha hızlı toparlandığına işaret ediyor.


Benzer şekilde ithalat eksenli büyüyen bir ülkenin önemli göstergelerinden olan cari açığın da aşağıdaki grafikte yıllıklandırılmış bazda bozulduğu görülüyor. Yıllıklandırılmış dış ticaret açığı ve cari açık verilerinin seyrinde görülen benzerlik inceleme açısından önem taşıyor. 2008 yılının 2.yarısında ülkemizde hissedilen mortgage krizinin etkisi birikimli verilerde açıkların kapanmasına yol açıyor. Bu durum da tıpkı sanayi üretiminde olduğu gibi büyümede frene basıldığının bir işareti oluyor. 2011 yılının son çeyreğinden itibaren görülmekte olan gerileme aşağıdaki grafiğin yön değiştirmesine neden oluyor. Bu durum ülkemizin global krizden etkilendiğine ilişkin önemli bir sinyal niteliği taşıyor.


Peki dış ticaret anlamında komşumuz ve en büyük dış ticaret partnerimiz olan Euro Bölgesi ile ne zaman ayrışmaya başladık? Bu sorunun yanıtı 2011 Ocak ayına tekabül ediyor. Aşağıdaki grafik durumu açıkça ortaya koyuyor. İrlanda, Potekiz ve Yunanistan’la başlayan sürecin İtalya ve İspanya gibi daha büyük ve bölge ekonomisi için önemli ülkeleri de sarmasıyla ilerleyen süreçte mali konsolidasyon ve tasarruf politikalarının etkili olduğunu görülüyor. İşte tam bu noktada küçülen ülke ekonomileri ve tasarrufun ön plana çıkması ile kısılan tüketim eğilimi ithalatta daralmaya yol açarak dış ticaret fazlası verilmesini sağlıyor. Yıllıklandırılmış dış ticaret açığımızın Euro Bölgesinde yaşanan daralmaya rağmen devam etmesi büyümemizin de hız kesmeden devam ettiğini gösteriyor. Bunda ticaretimizde alternatif pazarlara kayılması büyük rol oynuyor. Ama bilindiği gibi gelişmiş ülkelerin talep ettiği malların kalite ve katma değeri yüksek mallar olması, ihrac edilen malların ürün başına karının da daha yüksek olmasına sebep oluyor. Bu durumda yeni Pazar olarak yoğunlaşılan Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşanan siyasi gerginliklerin dışında ürün gamının da daha emek yoğun mallardan geçtiğini düşünüyorum. Bu durum bizim Avrupa kadar sert olmasa da büyümemizi kademeli olarak yavaşlatmamıza neden oluyor.


Sonuç olarak global ekonomiye bir gemi olarak bakarsak dümeninde gelişmiş ülke ekonomileri olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Bu ülkelerin hızlı ilerlemeye gücü veya ihtiyacı olmadan büyümenin motoru olarak görülen gelişmekte olan ülkelerin de yavaşlamaktan başka seçeneği kalmıyor. Türkiye’de görülmekte olan dış ticaret ve cari açık rakamlarındaki seyir de bunun bir kanıtı olarak ortaya çıkıyor. Duruma bu açıdan bakıldığında komşumuz ve en büyük ticaret partnerimiz Euro Bölgesinde ekonominin düzelmesi ülkemizi de kesinlikle rahatlatacaktır. Büyüme modeli açısından ABD’ye olan benzerliğimizi de vurguladığım yazımda sanayi üretimi ve dış ticaret verileri anlamında yönümüzün hala bu ülkeyle benzer seyrettiği grafiklerden de görülüyor. Farklı olduğumuz nokta ise ABD’ye göre daha küçük ekonomi olmamız sebebiyle verilerde görülen oynaklığın ve kırılganlığın daha yoğun olması konusunda beliriyor. İstediğimiz kadar engellemeye çalışalım, ülke ekonomisi adına yapabileceğimiz tek şey yumuşak iniş politikası uygulamak oluyor. Konuya ilişkin TCMB’nin de ihtiyatlı tutumu ekonomik görüşümü doğrular bir nitelik taşıyor.

Kaynak: TCMB, TUİK, FED, ECB, Eurostat

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder