Rüzgarın Taşıyamadığı Yelkenli
TUİK’in 8 Ağustos’ta açıkladığı
sanayi üretimi verileri incelendiğinde mevsim ve takvim etkilerinden
arındırılmış endeksin Haziran’da %2 oranında gerilediği görülüyor. Bu durum
kafalarda soru işaretleri uyanmasına neden oluyor. Buna rağmen yıllık bazda gerçekleşen
%2,7’lik artış biraz inişli çıkışlı da olsa veride toparlanmanın sürdüğüne
işaret ediyor. Aşağıdaki grafik Türkiye ile ABD’nin sanayi üretimi verilerini
içeriyor. Şubat 2009’da 2005’ten beri en düşük 3. seviyesini gören sanayi
üretimi endeksi daha sonra toparlanarak 140’lı seviyelere ulaşıyor. Haziran’da
132,1 olan endeksin seyri ise ABD sanayi üretimi verisiyle benzer bir trende
sahip. ABD’de Nisan 2009’da görülen 82,8; 2005’ten beri ölçülen en düşük değere
işaret ediyor.
Takvim ve mevsim etkilerinden
arındırılmış endeks değerleri karşılaştırıldığında benzer bir seyir görülüyor.
Fark olarak Türkiye’nin 2005 yılından beri en düşük seviyesini Ocak 2009’da
görmesi ve ABD’nin Haziran 2009’daki 83,5’ten sonra toparlanmasına rağmen halen
100 değerine ulaşamaması göze çarpıyor.
Benzer seyir aşağıdaki grafikte
yer alan dış ticaret rakamlarından da gözleniyor. Türkiye’de Şubat, ABD’de
Mayıs 2009’da en düşük dış ticaret açığı görülüyor. Bu durum ithal girdi ile
üretim yapan ülke profilinine göre üretimin azaldığını vurguluyor. Türkiye’nin
dış ticaret açığının ABD’ye göre daha hızlı artıyor olması ise ülkemizin daha
hızlı toparlandığına işaret ediyor.
Benzer şekilde ithalat eksenli
büyüyen bir ülkenin önemli göstergelerinden olan cari açığın da aşağıdaki
grafikte yıllıklandırılmış bazda bozulduğu görülüyor. Yıllıklandırılmış dış
ticaret açığı ve cari açık verilerinin seyrinde görülen benzerlik inceleme
açısından önem taşıyor. 2008 yılının 2.yarısında ülkemizde hissedilen mortgage
krizinin etkisi birikimli verilerde açıkların kapanmasına yol açıyor. Bu durum
da tıpkı sanayi üretiminde olduğu gibi büyümede frene basıldığının bir işareti
oluyor. 2011 yılının son çeyreğinden itibaren görülmekte olan gerileme
aşağıdaki grafiğin yön değiştirmesine neden oluyor. Bu durum ülkemizin global
krizden etkilendiğine ilişkin önemli bir sinyal niteliği taşıyor.
Peki dış ticaret anlamında
komşumuz ve en büyük dış ticaret partnerimiz olan Euro Bölgesi ile ne zaman
ayrışmaya başladık? Bu sorunun yanıtı 2011 Ocak ayına tekabül ediyor. Aşağıdaki
grafik durumu açıkça ortaya koyuyor. İrlanda, Potekiz ve Yunanistan’la başlayan
sürecin İtalya ve İspanya gibi daha büyük ve bölge ekonomisi için önemli
ülkeleri de sarmasıyla ilerleyen süreçte mali konsolidasyon ve tasarruf politikalarının
etkili olduğunu görülüyor. İşte tam bu noktada küçülen ülke ekonomileri ve
tasarrufun ön plana çıkması ile kısılan tüketim eğilimi ithalatta daralmaya yol
açarak dış ticaret fazlası verilmesini sağlıyor. Yıllıklandırılmış dış ticaret
açığımızın Euro Bölgesinde yaşanan daralmaya rağmen devam etmesi büyümemizin de
hız kesmeden devam ettiğini gösteriyor. Bunda ticaretimizde alternatif
pazarlara kayılması büyük rol oynuyor. Ama bilindiği gibi gelişmiş ülkelerin
talep ettiği malların kalite ve katma değeri yüksek mallar olması, ihrac edilen
malların ürün başına karının da daha yüksek olmasına sebep oluyor. Bu durumda
yeni Pazar olarak yoğunlaşılan Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşanan siyasi
gerginliklerin dışında ürün gamının da daha emek yoğun mallardan geçtiğini
düşünüyorum. Bu durum bizim Avrupa kadar sert olmasa da büyümemizi kademeli
olarak yavaşlatmamıza neden oluyor.
Sonuç olarak global ekonomiye bir
gemi olarak bakarsak dümeninde gelişmiş ülke ekonomileri olduğunu kabul etmemiz
gerekiyor. Bu ülkelerin hızlı ilerlemeye gücü veya ihtiyacı olmadan büyümenin
motoru olarak görülen gelişmekte olan ülkelerin de yavaşlamaktan başka seçeneği
kalmıyor. Türkiye’de görülmekte olan dış ticaret ve cari açık rakamlarındaki
seyir de bunun bir kanıtı olarak ortaya çıkıyor. Duruma bu açıdan bakıldığında
komşumuz ve en büyük ticaret partnerimiz Euro Bölgesinde ekonominin düzelmesi
ülkemizi de kesinlikle rahatlatacaktır. Büyüme modeli açısından ABD’ye olan
benzerliğimizi de vurguladığım yazımda sanayi üretimi ve dış ticaret verileri
anlamında yönümüzün hala bu ülkeyle benzer seyrettiği grafiklerden de
görülüyor. Farklı olduğumuz nokta ise ABD’ye göre daha küçük ekonomi olmamız
sebebiyle verilerde görülen oynaklığın ve kırılganlığın daha yoğun olması
konusunda beliriyor. İstediğimiz kadar engellemeye çalışalım, ülke ekonomisi
adına yapabileceğimiz tek şey yumuşak iniş politikası uygulamak oluyor. Konuya
ilişkin TCMB’nin de ihtiyatlı tutumu ekonomik görüşümü doğrular bir nitelik
taşıyor.
Kaynak: TCMB, TUİK, FED,
ECB, Eurostat





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder