Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Türkiye Ekonomisi – Dış Ticaret, TÜFE, ÜFE ve Kur Bazlı Değerlendirme - 07/2013


Türkiye Ekonomisi – Dış Ticaret, TÜFE, ÜFE ve Kur Bazlı Değerlendirme - 07/2013

Türkiye ekonomisinde son yıllarda yaşanan gelişmeler küresel ekonomiye daha entegre olmuş bir ülke izlenimi vermektedir. Ancak bu durumun beraberinde getirdiği bazı kırılganlıklar da mevcuttur. Özellikle sıcak para akımından etkilenen ülkemizin bu bağlamda makroekonomik göstergelerini incelemek gerekmektedir.
Avrupa’da yaşanan mali ve finansal sorunların ülkemizi yakından etkilediği 2012 yılının ardından (özellikle yılın 2.yarısı) Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın (GSYIH) 2013 ilk çeyreğinde geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre %3 artması Türkiye’nin ekonomik anlamda hızlandığına işaret etmektedir. 2012 yılı 3. ve 4.çeyrekte sırasıyla %1,6 ve %1,4 büyüyen ekonomi için bu ivmelenme büyük önem taşımaktadır.


 
Ülkemizin büyüme modelinin genelde cari açık artışıyla paralel gitmesinden dış ticaret açığında yaşanan yükselişin de bu doğrultuda yorumlanması doğrudur. Son dönemde hükümetin dış ticaret açığına yönelik uyguladığı önlemler bu seyri bozmaya yöneliktir.

 
Dış ticaretin ithalat ve ihracat genel bileşenleri incelendiğinde ise özellikle ihracat tarafında Avrupa’ya olan bağımlılıktan kurtulunmaya çalışıldığı gözlenmektedir. Diğer ülkeler grubunda yer alan Yakın ve Orta Doğu ile Afrika’ya yapılan ihracatta yaşanan artış burada en belirleyici rolü oynayan etmen olmuştur. Diğer ülkelerin 2005 yılında ihracatımızdan aldıkları pay %40 iken 2012 yılında %60’a ulaşmıştır.


İthalat gelişimine bakıldığında da Avrupa birliği ülkelerinin Türkiye ithalatından aldıkları payda gerileme görülmektedir. Toplam içerisindeki payını %54’ten %63’e çıkaran diğer ülkeler içerisinde ön plana çıkan ülke grupları AB Hariç diğer Avrupa, Kuzey Amerika, Yakın ve Orta Doğu ile diğer Asya olmuştur.
Türkiye’nin büyüme hızı arttıkça ithalatı da artmaktadır. Tersi durumda da benzer ilişki söz konusudur ve ithalatın hızı ihracatınkini iki koşulda da geçmektedir. Özellikle 2008 yılı 4. Çeyreğinden 2009 yılı 3.çeyrek sonuna kadar geçen süreçte (ABD mortgage krizi) çeyrek bazında GSYIH’de (sabit fiyatlar) yıllık %-14,7’lik düşüşler görülmüş (1Ç2009); 4Ç2008-3Ç2009 arasında çeyreksel bazda yıllık ortalama düşüş %-8,1’i bulmuştur. Geçen 12 aylık süreç baz alındığında aynı dönemde aylık ihracat verilerindeki yıllık değişim ortalaması %-26, ithalattaki ise %-34,1 olmuştur. Verinin daha net anlaşılması adına oluşturduğum 12 aylık kümüle birikimli dış ticaret verileri tablosunda ihracatın ithalatı karşılama oranına da değinilmiştir. Buradan da anlaşılabileceği gibi ithalattaki artış/düşüş hızı ihracata göre daha fazla olduğu için kriz zamanında karşılama oranı artmakta, genişleme döneminde ise azalmaktadır.

 
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış dış ticaret verisine bakıldığında da açığın kriz döneminde ay bazında 1,3 milyar $’a kadar gerilediği görülmektedir. Krizin en derin hissedildiği 2009’un ilk yarıyılında ortalama aylık dış ticaret açığı 2,6 milyar $’dır. Bahsi geçen dönemden günümüze kadar mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış bazda bu kadar düşük dış ticaret açığı bir daha gözlenmemiştir.


Kriz zamanı ithalatı zorlayan bir unsur da kurlardaki seyirdir. Gelişmekte olan ülkelerden güvenli liman arayışıyla çıkışa geçen sıcak para ülkenin gelişmiş ülke para birimlerine karşı elini savunmasız bırakırken ithalatı zorlaştırmakta, ihracatı olumlu etkilemektedir. Yine aynı dönemde insanların tüketim anlayışında da değişiklik yaşanmakta, tüketim harcamalarındaki kısılma enflasyonu da düşürmektedir. Yurtiçi talepte yaşanan gerileme ise üretim bacağında yavaşlamaya, ihracat harici imalatın düşmesine sebep olmaktadır.
 
Yıllık Tüketici ve Üretici Fiyat Endeksi (TÜFE-ÜFE) değişim grafiği incelendiğinde 4Ç2008-3Ç2009 arasında yaşanan düşüş daha net bir şekilde görülmektedir. TÜFE’nin %5,1, ÜFE’nin ise %-3,8’i gördüğü verinin seyrinde yaşanan diğer bir önemli nokta ise toparlanma döneminde ÜFE’nin TÜFE’ye nazaran daha fazla artmış olmasıdır. 2011 yılsonu verilerine bakıldığında Avrupa’da derinleşen krizin etkisiyle yıllık artışı %13,7’ye ulaşan ÜFE sert bir düşüş trendine girmiş Şubat 2013’te yıllık artışı %1,8’e kadar gerilemiştir. Bu durum yaşanan kriz dönemlerinin üreticileri daha fazla etkilediğini göstermektedir. Bunun yanında bu dönemlerde düşen hammadde ve enerji maliyetleri de üreticilerin fiyatlarında indirime gitmelerine sebep olmaktadır. Tüketici tarafında ise fiyat rijitlikleri daha fazladır ve girdi maliyetlerindeki geri çekilmeye aşırı ve hızlı tepki verilememektedir. 

TÜFE’de yaşanan bu değişimin kurlar üzerinde yarattığı etkiyi de görmek mümkündür. Özellikle de reel efektif döviz kuru vasıtasıyla görülen trend özellikle dolarda yaşanan seyirle ters korelasyon göstermektedir. Bunun sebeplerinden biri dış ticarette doların dünya üzerindeki dolaşımının diğer para birimlerine göre daha fazla olmasıdır. Diğer bir sebep ise dış ticaretimize konu olan bölgelerin toplamdan aldıkları paylarda yaşanan değişimdir. Avrupa’nın ihracat ve ithalatımızdan aldıkları payların azalması ister istemez Türkiye’nin işlemlerini dolar ile yapmasına yol açmıştır.
2011 ikinci yarısına kadar ABD$’ı alış satış ortalamasını alarak hesapladığım kurlarda TL’ye karşı en fazla değer kazanılan dönemin 2009 Mart ayında gerçekleştiği görülmüştür. Bu dönemde tüfe bazlı reel efektif döviz kurundaki seyir de trendinin aşağısına sarkmıştır. Daha sonra ekonomik toparlanma ile birlikte tekrar 2008 yılı kriz öncesi seviyeler test edilmiş (132 endeks değeri) 2011 yılıyla birlikte trendin aşağısına düşülmüştür.

“Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından hesaplanan reel efektif döviz kuru endeksleri ülkemiz fiyat düzeyinin dış ticaret yaptığımız ülkelerin fiyat düzeylerine oranının ağırlıklı geometrik ortalaması alınarak hesaplanmaktadır. Bu yöntem aşağıdaki matematiksel formül ile ifade edilebilir.

Denklemde reel efektif kurun artışı TL’nin reel olarak değer kazandığını, diğer bir anlatımla Türk mallarının yabancı mallar cinsinden fiyatının arttığını göstermektedir.[1]




Bu göstergelerden de anlaşılabileceği gibi Türkiye ekonomisinin son dönemlerde büyüme trendine girdiğinde ithalatta ihracat artışına göre daha fazla artış gösterdiği, kur tarafında TL’nin diğer para birimlerine karşı değerlendiği görülmektedir. Bu da TÜFE bazlı reel efektif döviz kurunu olumlu etkilemektedir. Ayrıca üretim tarafında girdi fiyatlarına olan duyarlılığın ÜFE’ye daha fazla yansıdığı görülmektedir. Tüketici fiyatlarında rijitlikler söz konusudur. Bu sebeple fiyat endeksinde değişme olmazken GSYIH’nin hane halkı yurtiçi tüketim kaleminde gerileme gözlenmiştir.
Kaynak: TUIK, TCMB
 
Reel Efektif Döviz Kuru Endekslerine İlişkin Yöntemsel Açıklama, TCMB