Türkiye Ekonomisi – Dış
Ticaret, TÜFE, ÜFE ve Kur Bazlı Değerlendirme - 07/2013
Türkiye ekonomisinde son yıllarda yaşanan gelişmeler küresel ekonomiye daha
entegre olmuş bir ülke izlenimi vermektedir. Ancak bu durumun beraberinde
getirdiği bazı kırılganlıklar da mevcuttur. Özellikle sıcak para akımından
etkilenen ülkemizin bu bağlamda makroekonomik göstergelerini incelemek
gerekmektedir.
Avrupa’da yaşanan mali ve finansal sorunların ülkemizi yakından etkilediği
2012 yılının ardından (özellikle yılın 2.yarısı) Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın
(GSYIH) 2013 ilk çeyreğinde geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre %3 artması
Türkiye’nin ekonomik anlamda hızlandığına işaret etmektedir. 2012 yılı 3. ve
4.çeyrekte sırasıyla %1,6 ve %1,4 büyüyen ekonomi için bu ivmelenme büyük önem
taşımaktadır.
Ülkemizin büyüme modelinin genelde cari açık artışıyla paralel gitmesinden
dış ticaret açığında yaşanan yükselişin de bu doğrultuda yorumlanması doğrudur.
Son dönemde hükümetin dış ticaret açığına yönelik uyguladığı önlemler bu seyri
bozmaya yöneliktir.
Dış ticaretin ithalat ve ihracat genel
bileşenleri incelendiğinde ise özellikle ihracat tarafında Avrupa’ya olan
bağımlılıktan kurtulunmaya çalışıldığı gözlenmektedir. Diğer ülkeler grubunda
yer alan Yakın ve Orta Doğu ile Afrika’ya yapılan ihracatta yaşanan artış
burada en belirleyici rolü oynayan etmen olmuştur. Diğer ülkelerin 2005 yılında
ihracatımızdan aldıkları pay %40 iken 2012 yılında %60’a ulaşmıştır.
İthalat gelişimine bakıldığında da Avrupa birliği ülkelerinin Türkiye ithalatından aldıkları payda gerileme görülmektedir. Toplam içerisindeki payını %54’ten %63’e çıkaran diğer ülkeler içerisinde ön plana çıkan ülke grupları AB Hariç diğer Avrupa, Kuzey Amerika, Yakın ve Orta Doğu ile diğer Asya olmuştur.
Türkiye’nin
büyüme hızı arttıkça ithalatı da artmaktadır. Tersi durumda da benzer ilişki
söz konusudur ve ithalatın hızı ihracatınkini iki koşulda da geçmektedir. Özellikle
2008 yılı 4. Çeyreğinden 2009 yılı 3.çeyrek sonuna kadar geçen süreçte (ABD
mortgage krizi) çeyrek bazında GSYIH’de (sabit fiyatlar) yıllık %-14,7’lik
düşüşler görülmüş (1Ç2009); 4Ç2008-3Ç2009 arasında çeyreksel bazda yıllık
ortalama düşüş %-8,1’i bulmuştur. Geçen 12 aylık süreç baz alındığında aynı
dönemde aylık ihracat verilerindeki yıllık değişim ortalaması %-26, ithalattaki
ise %-34,1 olmuştur. Verinin daha net anlaşılması adına oluşturduğum 12 aylık
kümüle birikimli dış ticaret verileri tablosunda ihracatın ithalatı karşılama
oranına da değinilmiştir. Buradan da anlaşılabileceği gibi ithalattaki
artış/düşüş hızı ihracata göre daha fazla olduğu için kriz zamanında karşılama
oranı artmakta, genişleme döneminde ise azalmaktadır.
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış dış ticaret verisine
bakıldığında da açığın kriz döneminde ay bazında 1,3 milyar $’a kadar gerilediği
görülmektedir. Krizin en derin hissedildiği 2009’un ilk yarıyılında ortalama
aylık dış ticaret açığı 2,6 milyar $’dır. Bahsi geçen dönemden günümüze kadar
mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış bazda bu kadar düşük dış ticaret
açığı bir daha gözlenmemiştir.
Kriz
zamanı ithalatı zorlayan bir unsur da kurlardaki seyirdir. Gelişmekte olan
ülkelerden güvenli liman arayışıyla çıkışa geçen sıcak para ülkenin gelişmiş
ülke para birimlerine karşı elini savunmasız bırakırken ithalatı
zorlaştırmakta, ihracatı olumlu etkilemektedir. Yine aynı dönemde insanların
tüketim anlayışında da
değişiklik yaşanmakta, tüketim harcamalarındaki kısılma enflasyonu da
düşürmektedir. Yurtiçi talepte yaşanan gerileme ise üretim bacağında
yavaşlamaya, ihracat harici imalatın düşmesine sebep olmaktadır.
Yıllık
Tüketici ve Üretici Fiyat Endeksi (TÜFE-ÜFE) değişim grafiği incelendiğinde
4Ç2008-3Ç2009 arasında yaşanan düşüş daha net bir şekilde görülmektedir.
TÜFE’nin %5,1, ÜFE’nin ise %-3,8’i gördüğü verinin seyrinde yaşanan diğer bir
önemli nokta ise toparlanma döneminde ÜFE’nin TÜFE’ye nazaran daha fazla artmış
olmasıdır. 2011 yılsonu verilerine bakıldığında Avrupa’da derinleşen krizin
etkisiyle yıllık artışı %13,7’ye ulaşan ÜFE sert bir düşüş trendine girmiş
Şubat 2013’te yıllık artışı %1,8’e kadar gerilemiştir. Bu durum yaşanan kriz
dönemlerinin üreticileri daha fazla etkilediğini göstermektedir. Bunun yanında
bu dönemlerde düşen hammadde ve enerji maliyetleri de üreticilerin fiyatlarında
indirime gitmelerine sebep olmaktadır. Tüketici tarafında ise fiyat
rijitlikleri daha fazladır ve girdi maliyetlerindeki geri çekilmeye aşırı ve
hızlı tepki verilememektedir.
TÜFE’de yaşanan bu değişimin kurlar üzerinde yarattığı etkiyi de görmek
mümkündür. Özellikle de reel efektif döviz kuru vasıtasıyla görülen trend özellikle
dolarda yaşanan seyirle ters korelasyon göstermektedir. Bunun sebeplerinden
biri dış ticarette doların dünya üzerindeki dolaşımının diğer para birimlerine
göre daha fazla olmasıdır. Diğer bir sebep ise dış ticaretimize konu olan
bölgelerin toplamdan aldıkları paylarda yaşanan değişimdir. Avrupa’nın ihracat
ve ithalatımızdan aldıkları payların azalması ister istemez Türkiye’nin
işlemlerini dolar ile yapmasına yol açmıştır.
2011 ikinci yarısına kadar ABD$’ı alış satış
ortalamasını alarak hesapladığım kurlarda TL’ye karşı en fazla değer kazanılan
dönemin 2009 Mart ayında gerçekleştiği görülmüştür. Bu dönemde tüfe bazlı reel
efektif döviz kurundaki seyir de trendinin aşağısına sarkmıştır. Daha sonra
ekonomik toparlanma ile birlikte tekrar 2008 yılı kriz öncesi seviyeler test
edilmiş (132 endeks değeri) 2011 yılıyla birlikte trendin aşağısına
düşülmüştür.
“Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından hesaplanan reel efektif döviz kuru endeksleri ülkemiz fiyat düzeyinin dış ticaret yaptığımız ülkelerin fiyat düzeylerine oranının ağırlıklı geometrik ortalaması alınarak hesaplanmaktadır. Bu yöntem aşağıdaki matematiksel formül ile ifade edilebilir.
Denklemde reel efektif kurun artışı TL’nin reel olarak değer kazandığını,
diğer bir anlatımla Türk mallarının yabancı mallar cinsinden fiyatının
arttığını göstermektedir.[1]”
Bu göstergelerden de anlaşılabileceği gibi Türkiye ekonomisinin son
dönemlerde büyüme trendine girdiğinde ithalatta ihracat artışına göre daha
fazla artış gösterdiği, kur tarafında TL’nin diğer para birimlerine karşı
değerlendiği görülmektedir. Bu da TÜFE bazlı reel efektif döviz kurunu olumlu
etkilemektedir. Ayrıca üretim tarafında girdi fiyatlarına olan duyarlılığın
ÜFE’ye daha fazla yansıdığı görülmektedir. Tüketici fiyatlarında rijitlikler
söz konusudur. Bu sebeple fiyat endeksinde değişme olmazken GSYIH’nin hane
halkı yurtiçi tüketim kaleminde gerileme gözlenmiştir.
Kaynak: TUIK, TCMB

















