Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

19 Aralık 2010 Pazar

Enerji Yoksunu İki Takım - 19.12.2010

Fenerbahçe-Sivasspor maçında aklımda kalan tek şey saman alevi gibi parlayan ve hemen sönen ataklar, temposuz ortada geçen bir oyun ve Alex'in attığı muhteşem goldü.
Maçın en iyi oyuncuları ise Dia, Christian ve Alex'ti. Sivasspor'da yere göğe sığdırılamayan Pedriel'in ise ne oynadığı konusunda sadece kafamda şüpheler oluştu. Aciz bir takım görüntüsü sergileyen Sivasspor, sanki maç boyunca kapanmayı aklına koymuş ve kontra atak üzerine oynayan bir takım gibiydi. Buna rağmen Fenerbahçe'nin etkin bir oyun sergileyemediğini görünce maçta kimin eksik olduğunu anladım: Tribünde bile yerinde duramayan Emre Belezoğlu.
Fenerbahçe'ye orta sahada enerji katan oyunun hızlı akması ve üst düzey futbol oynanmasını sağlayan Emre'den bahsediyorum. Aynı görevi geçmişte Appiah, Aurelio gibi oyuncular da yapmıştı. Oyunun iki yönünü de bu kadar iyi oynayan bir futbolcunuz varsa takım için 1 değil 2 oyuncu gibi oynadığını görüyorsunuz. Gökay bu pozisyonu doldurmaya yetmedi. Christian da iyi niyetli oynamasına ve pozisyonlarda yer almasına rağmen Emre'nin sağladığı pas trafiğini takımı adına sağlayamadı. Bu yüzden de Fener'in işi duran toplara kaldı. Böyle bir durumda elinizde usta ayakların olması her zaman önemli bir hal alıyor. Hatırlayın Pierre Van Hooijdonk varken Fenerbahçe'nin ceza sahası çevresinde her kazandığı faul penaltı niteliğindeydi. Aynı şey topa Alex vururken de yaşanıyor. Alex son haftalarda lig başında oynamadığı kadar iyi oynuyor. Bunu Fenerbahçe'nin tarihi gollerine imza atarak da gösteriyor.
Konyaspor-Galatasaray maçı da pozisyon anlamında fakir bir maçtı. Yönetimin Frank Rijkaard'ı yollamasının ardında artık kendi hatalarını örtmek için kabahatli birini bulma arayışını kesin olarak görüyorum. Takımda futbol oynamaya hevesli oyuncu sayısı bu kadar azken bunu teknik adam bağlayıp onu kovmak 22 kişiyi kovmaktan daha ucuza geldiğinden ve transferlerin istenildiği şekilde olmamasına rağmen bu konuda Rijkaard'ın laf etmesine göz yummamak yönetimin stratejisini oluşturuyordu. Yeni stadın yapımında bu kadar büyük rol üstlendiği için koltuğuna sıkı sıkıya sarılan yönetim kadrosu kendilerinin unutulacağı korkusuyla stat açılana kadar orada kalmak için bütün protestolara rağmen direniyor. Bu bile ne kadar düzeysizleşildiğinin bir kanıtı.
Gelelim futbola (tabi futbol denirse)... Maç tamamen durduk yere gelişen akınlarla ve Kewell'ın yaratıcılığına dayalı oyunla ilerledi. Galatasaray sanki derbi maçı oynuyormuşçasına temkinli ve pozisyon üretmekten aciz bir futbol ortaya koydu. Bunda en büyük etken savunmanda top çıkarmaktan yoksun, çoğu topu rakibe atan Servet ve Gökhan gibi iki oyuncunun varlığıydı. Öte yandan orta sahanın göbeğinde oynayan isimleri de incelemek gerek: Ayhan, Hakan Balta ve Cana... Bunlardan hangisinde maçın kaderini değiştirme özelliği var bir düşünmek gerekiyor. Hangisi bir pozisyonu yoktan var edebilir? Galtasaray'da en çok beğendiğim oyuncular maç boyunca Kewell, Neill, Çağlar ve Anıl oldu. Serdar Özkan maç eksiğine rağmen bir şeyler yapmaya çalıştı ancak sol kanatta yeterince etkili olamadı. Zaten kanatların işlemiyor olması bir futbol takımında eğer orta sahanın göbeğinde de maça renk katacak oyuncun yoksa pozisyon zenginliği yaratamamak anlamına gelir. Galatasaray'ın da yaşadığı tam anlamıyla buydu. Maçın ikinci yarısı da aynı şekilde geçerken bir değişiklik oldu. Kewell yorulunca Hagi onu forvete Anıl'ı kanada çekmek zorunda (!) kaldı. Bu şekilde ifade etmemin sebebi bunu maç başından beri görememiş olmasıydı, çünkü Kewell orta sahaya kadar gelip top aldığında çok yıpranıyor ve hücuma olan katkısı azalıyor. Anıl'ın kanada geçmesi hem Kewell'ı rahatlattı hem de %100'lük pozisyonların ortaya çıkmasına yol açtı. Forvet oynadığında savunmanın içine gömülmeyip gerektiğinde top alma vasfını tecrübesiyle paralel çok iyi kullanan Kewell, Gökhan Zan'ın ona gönderdiği pası zaman kaybetmeden topuğuyla sağ kanattan bindirme yapan Neill'e aktardı. Neill topu Hakan Balta'ya attı. Top ayağına dolaşan Hakan Balta maç başından beri olumlu hareket yapmadığı gibi bu pozisyonu da yitirmek üzereydi ki şansına yanına Anıl geldi. Anıl'ın oraya gitmesini ise Hagi söylemişti. Bence o da Hakan Balta'nın böyle bir pozisyonu gol yapamayacağını herkes gibi biliyordu. Kanatta bile düzgün oynayamayan bir futbolcuyu sakatlıklar ve eksikler nedeniyle ortada oynatmak böyle sonuçlar doğuruyor işte...
Anıl ne mi yaptı, topa öyle güzel vurdu ki koşmakta olan kalecinin ters ayağına doğru giden top müdahale edilemeden ağlarla buluştu. Benzer pozisyonu ise birkaç dakika sonra oyuna giren Aydın, hatalı bir vuruşla kalecinin atladığı köşeye doğru vurarak harcadı. İşte iki futbolcunun futbol zekası arasındaki fark burada ortaya çıkıyor. Birini eğitenin (Anıl Dilaver) ise Tugay Kerimoğlu olduğunu unutmamak lazım. Belli ki altyapıya çok şey kazandırmış. Galatasaray'ın da futboluna gelecekte çok şey katabilir. Sormak gerek bu takımda Misimovic oynayamaz mıydı? Orta sahada bu kadar savunmacı bir takımla oynamak ileri hattı yalnız başına bırakmadı mı? Böyle bir oyun büyük takıma yakışıyor mu?
Bu sorulara cevap verildiği an takımın geleceği hakkında olumlu adımlar atılmaya başlanmış olacaktır.

28 Kasım 2010 Pazar

Galatasaray-Beşiktaş 28.11.2010

Maçın kadrolarına bakıldığında Galatasaray'ın Mustafa Sarp olmayınca Cana ile oyuna başlaması beklenen bir hamle iken Beşiktaş'ta da sakatların yokluğunda olabilecek en dengeli kadro oyundaydı.
Sol kanatta Holosko Galatasaray'ın kanatlardaki zaafiyetini daha maçın başında iyi değerlendirdi. Orta sahanın geriye yardıma gelmemesi veya ileride kaptırılan toplar kontra atağa dayalı bir futbol oynayan takımlar için tehlike yaratma fırsatı olarak görülür. Bunu süratli futbolcularıyla değerlendiren bir takımın önemli birkaç tane şansı olur. Bunlardan birini değerlendirdiğinde ise (gol yemeden) oyunu tam istediği duruma getirir. Maçın başında Holosko'nun yakaladığı fırsat da buna benziyordu. Ali Turan'ın gereksiz yere topa kayması, topu yakalama fırsatını kaçıran Holosko için penaltı yaptırma şansına dönüştü. Aklını kullanıp kendini yere bırakınca (Ali Turan'ın savurduğu tekmenin de etkisiyle) ise hakem Cüneyt Çakır penaltı kararını verdi. Holosko oyunda kaldığı süre boyunca Guti, Nobre ve Hilbert ile birlikte başarılı bir performans sergiledi.
Guti'nin attığı paslar oyunun seyrini değiştirmeye yardımcı olurken sağ kanatta etkili olan Hilbert, savunmada da gayet iyiydi. Golde Nobre'ye "al da at!" diye yaptığı orta sonrasında maçı bir asist ve bir golle tamamlayan İspanyol yıldız maçın adamıydı.
Eğer "iyi forvet nasıl olmalı?" sorusuna cevap arayan varsa maçın ikinci yarısında oyuna giren Mehmet Battal ile Nobre'nin oyunlarına bakmalı. Mehmet Battal boy ve fiziğinin Nobre'den üstün olmasına rağmen kale sahası içerisinde bir tane bile kafa vuruşu yapamazken Nobre çok tehlikeli 3 kafa vuruşu yaptı, bunlardan ikisi gol oldu, biri faul olması nedeniyle iptal edildi. Mehmet Battal'ın hatası sırtına tırmanan futbolculara izin vermesi ve havadan gelen toplara erken hamle yapamaması oldu. Bu tip pozisyonların kolay harcanması ise takımının hücum gücünü kırdı. Milan Baros ise hazır değilken böyle bir maçta riske atılmak zorunda kaldı. Sonuç olarak etkisiz olması kendisinin suçu değil, takımla daha çok çalışıp uyum sağlaması gerekiyor. Yönetimin ise geçen yıl yaşanan talihsizlikten (Baros'un ayağının kırılması ve takımın forvetsiz kalması) ders almaması ve forvet hattını forvet gerisinde daha iyi performans sergileyeceğini düşündüğüm Pino'ya bırakması takımın ligde onunculuğa düşmesine sebep oldu.
Elano Galatasaray'da, Guti'nin yaptığı işi yapmakla sorumlu olan oyuncu durumunda iken maçın 53.dakikasında yapmış olduğu vuruş ve maç boyunca verdiği paslar onun bu görevi gerektiği şekilde yapamadığını gösterdi.
Pino maç boyunca her yöne koşmaya atılan her pasta pozisyon yaratmaya çalıştı. Milan Baros gibi bir oyuncuyla uyumlu olduğu taktirde rakip savunmayı çok yıpratacak bir ileri ikili olacaklarını düşünüyorum. Bunun yanında kendisine atılan paslar ona pozisyon yaratmaktan çok sanki onu yormaya yönelik gibiydi. Özellikle Sabri'nin ona çizgi paralelinde attığı paslar, Pino'nun içeri hareketlenme zamanını geciktirdi.
Galatasaray'ın orta sahasında üretkenlikten yoksun oyuncu sayısındaki fazlalık maça belirgin ağırlığını koyan takımın pozisyon üretmekte zorlanmasına sebep olurken, Beşiktaş'ın yerinde pasları (özellikle tek pas ve kanat organizasyonları) takımın bu maça daha iyi hazırlandığını gösterdi.
Ayhan'ın deplasman maçlarındaki sakin tavrından uzak oynayışı ve topu ayağına alıp pası iletme süresindeki gereksiz zaman kaybı takımın ataklarının etkisini azaltırken rakibin de geri dönmesine yardımcı oldu.
Forvet hattında oyuna Ali Turan'ın yerine giren Mehmet Battal'ın takımını eksik gibi oynatması çabasının yetersiz olduğunu gözler önüne seriyor. Sadece ver-kaçlarda ve maçın uzatma anlarında Kewell'ın attığı golde sahneye çıkan oyuncunun daha agresif oynaması ve daha çok inisiyatif alması gerekiyor. Kaleyi görüp şut atmaya korkan bir oyuncu olmak yerine fiziğini oyununa yansıtan bir oyuncu olduğu taktirde Hakan Şükür'ün tahtına aday olabilir.
Bu maçta Nobre'nin oyununu her ne kadar beğenmiş olsam da Bobo'nun olmayışı Beşiktaş'ın daha farklı bir skor yakalama şansını elinden almış gibi gözüktü.
Maçın özellikle ilk yarısında İsmail Köybaşı'nın sol kanadı savunmak için girdiği ikili mücadelelerde Kewell'ı itmesi ve bu hareketi bir iki defa tekrarlamasının hakem tarafından cezalandırılmamasını hata olarak görmekteyim. Dürüst futbolcu olarak gördüğüm Kewell, ilk yarının ortalarında sol kanattan ceza sahasına girerken maruz kaldığı çelmelere rağmen kendini yere atmayarak hakemin zor durumda kalmasını önlemiş oldu. Aynı şekilde memleketlisi Neill de Nobre'nin kart gördüğü pozisyonda rakip takımın oyuncusunu savunarak büyük centilmenlik örneği gösterdi. Beşiktaş'ın kalecisi Cenk, Pino'nun ilk ve ikinci yarıda girdiği pozisyonlarda gole izin vermeyerek önemli işler başarsa da, maçın uzatma dakikalarında yediği gol konsantrasyonunun çok kolay bozulduğunu gösterdi. Tecrübeyle bu sorunu aşabileceği inancındayım.
Beşiktaş'ın maç genelinde savunma hattını sağlam tutarak kontra atak futbolu oynaması Galatasaray'ın savunmayı bırakıp hücuma yönelmesine sebep olurken, 2.golden on dakika kadar önce açılan Beşiktaş birkaç tane önemli pozisyon yakaladı. Sonuçta maçı Schuster kazandı. Ortaya koyduğu taktik Galatasaray'ın Trabzon ve Fenerbahçe'ye karşı uyguladığı taktiğe benziyordu. Yani Hagi'yi kendi silahıyla vurdu kurt hoca...

21 Kasım 2010 Pazar

Kayserispor-Galatasaray 21.11.2010

Son haftalarda takım içerisindeki sorunlarla uğraşan ve taraftarını memnun etmeyen Galatasaray, Manisaspor maçının ardından bayramda bugünkü maça iyi hazırlandığını gösterdi. Kayserispor'un saldırgan oyununa aynı şekilde karşılık veren Galatasaray, Trabzonspor ve Fenerbahçe maçlarından farklı olarak bu sefer oyun stratejisini önce gol yememek üstüne kurmamıştı. Orta sahanın iki takım tarafından da hızla geçildiği maçta, pozisyon üretmede zorluk çekilmedi. Bunun savunmalarına tam destek veremeyen orta saha oyuncularından kaynaklandığını söylemek yanlış olmaz herhalde.
Evindeki seyirci baskısını deplasmanda hissetmeyen Galatasaray, bu sezonki en güzel futbolunu sergiledi. Direkten dönen topların yanına kaçan karşı karşıya pozisyonlar da eklenince maçın seyir zevki yükseldi. Maçın kırılma anlarından ilki Elano'nun daha maç başında altı pastan kaçırdığı pozisyon oldu. Brezilya milli takımında oynayıp dünya kupasında gol atmış olan bir oyuncunun laubali vuruşu takımının öne geçmesine engel oldu. Kewell topa vurmak yerine daha boşta olan Elano'yu 14.dakikada görerek bu pozisyonun gelişmesini sağlamıştı. Belki kendisine güvenip şut atmayı denese daha iyi olabilirdi.
Savunmada yine geçtiği ıskalarla yürek hoplatan Servet'in özgüvenini yitirmeden dikkatini oyuna vererek oynaması gerekiyor. Yönetim tarafından da istenmediği söylentilerinin yayılması onu her ne kadar rahatsız etse de iyi  bir oyun sergileyerek bu söylentilerin yersiz olduğunu kanıtlamalı. Hakan Balta ile Ayhan'ın maç içindeki kavgası dışında Ayhan'ın sinirini kontrol etmesi, futbolunu da olumlu etkilemiş gibi görünüyor.
Misimovic'in takımda olmayışı Elano'nun oyununu biraz rahatlatmış besbelli. Forvetin arkasında oynama şansı bulan Kewell ve Elano, Pino'yla uyumlu bir oyun sergilediler. Bu uyumun sezon başından beri gerçekleşememiş olması ve Pino'nun yalnız başına kanatta çırpınması, Galatasaray'ın şampiyonluk yarışından kopmasına sebep olmuştu. Bu uyumun sezon başında yakalanamamasının sebebini yönetimin yapmış olduğu geç transferlerin takıma uyumda zorlanması olarak görüyorum. Misimovic'in de aynı şekilde transfer döneminin sonunda takıma dahil olması ailesinden ayrı kalmasına ve oyununa olumsuz olarak yansıdı.
Aslında söylenmesi gereken daha UEFA kupasından elenmeden yapılması gereken transferlerin sadece taraftarın sesi yükseldiğinde yapılıyor olması yönetimin bu sezon için yeterli derecede hazırlanmamış olduğunu gösteriyor. Daha hazırlık kampında Frank Rijkaard'ın istediği oyuncuların alınmamış olması teknik direktörün yaptığı basın açıklamasında yönetime tepki göstermesine yol açmıştı. Bu yılın kayıp yıl olduğu eğer yönetim tarafından da düşünülüyorsa hedeflenmesi gereken Türkiye Kupası ve UEFA kupasına katılma hakkı olmalıdır. Bunun yanında da önümüzdeki sezon için yatırım yapılması gerekiyor. Insua'nın kiralık olması belki Hakan Balta - Neil ikilisinin savunmanın göbeğinde oynamasını engelliyor ve takım, Servet ile oynamak zorunda kalıyor.
Mehmet Battal'ın oyununda olumlu yönde bir düzelme görmekteyim. Bir pozisyonda topu göğsünde yumuşatıp vurduğu vole çok güzeldi. Bu tip hareketleri çalışması ve daha çok yapması durumda önümüzdeki haftalarda golle buluşabileceğini düşünüyorum. Topla yaptığı koşularda ağılığı nedeniyle gecikiyor. Buna karşı yapabileceği en olumlu şey yanında bulunması gereken oyuncularla ver-kaça girmesidir. Basketbolda olduğu gibi pivot forvetlerin de özel bir eğitime ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bu tip oyuncular kolay bulunmuyor. Kolay harcamamak gerekiyor. Hagi'nin de bu oyuncuda ısrarının olumlu olduğu görüşündeyim.

7 Kasım 2010 Pazar

Trabzonspor-Galtasaray 07.11.2010 Pazar

Trabzonspor - Galatasaray maçının ilk yarısı mücadelesi bol pozisyonu az sona erdi. Galatasaray maça geri dörtlünün ortasında Neill, Servet, sağda Sabri solda Insua ile başladı. Orta sahayı ise Mustafa, Cana ve Ayhan ile kalabalık tutan Hagi, sol kanatta Misimoviç sağ kanatta Elano'ya yer verdi. İleri uçtaPino takımı adına pozisyon arayan isim oldu. Trabzonspor ise geride solda Cale ortada Giray, Egemen, sağda ise Serkan ile başladı. Orta sahada savunmanın önünde Colman ve Selçuk kullanan Şenol Güneş, kanatlarda Engin ve Burak'ı forvet arkasında Jaja'yı oyuna sürdü. İleri uçta ise Umut görev yaptı. Trabzonspor'un diğer maçlara göre daha fazla pas hatası yapıp pozisyon üretememesi ilk yarının kısır geçmesindeki en önemli sebepti.
Maçın ikinci yarısının 55.dakikasında Cana'nın yerine Barış'ı alarak ilk hamleyi yapan Hagi, Cana'nın savunmanın hemen önündeki yerine Mustafa'yı çekti. 60.dakikada ise Misimoviç'in yerine Kewell oyuna girdi. Böylece sol kanada geçen Kewell etkili olmaya çalışırken, orta sahada pas dağıtma görevini Ayhan üstlendi. Maçın 66.dakikasında ise Şenol Güneş Burak'ın yerine Yattara'yı oyuna aldı. Maçın 75.dakikasında Servet'in hatası sonrasında topu kapan Engin'in ortaya çıkardığı pasta Umut düzgün vuruşu takımını 1-0 öne geçirdi. Bu gölün hemen ardından Elano yerini Emre Çolak'a bıraktı. Maçın 78.dakikasında ise sağ kanattan gelişen akında Ayhan'ın pasıyla pozisyona giren Barış'ın ortaya çıkardığı pası Pino değerlendiremedi. Maçın 80.dakikasında oyuna Jaja'nın yerine Ceyhun girdi. Bu hamle ile orta sahadaki savunmasının gücünü yükselten Trabzonspor, uzaktan şutların önünü açtı. maçın 90.dakikasında Insua'nın sol kanattan kullandığı orta şut karışımı vuruş direkten döndü. Maçın 93.dakikasında tüm hatlarıyla saldıran Galatasaray pozisyondan yararlanamazken gelişen kontra atakta Ceyhun'un sol tarafa verdiği pasta Umut kendisinin ve takımının 2.golünü attı.
Galatasaray orta sahada pas dağıtma görevini Ayhan'a bırakarak atağa çıkma hızını yavaşlattı. Kesici özelliği ile daha çok ön plana çıkan Ayhan'ın üstlendiği bu görevde ilerleyen haftalarda başarılı olmasını beklemiyorum. Ayrıca agresif futbollarını kişiliklerine de yansıtan Ayhan ve Mustafa Sarp'ın yönetim tarafından uyarılması gerekiyor. Neill'ın yanında artık Servet'in oynatılmaması gerektiğini Hagi'nin de anlaması gerekiyor. Bu pozisyonda kanatta yavaş kalmasına rağmen savunmanın göbeğinde denenebilecek Hakan Balta'nın daha olumlu bir görüntü çizmesi olası. Tabi bunun için önce sakatlıktan kurtulması gerek. Frank Rijkaard'ın da Servet'i niye oynatmadığı bu şekilde açığa kavuşmuş oldu. Yönetimin sezon başında savunmaya oyuncu alamaması Reijkaard'ı tekrar bu oyuncuya yönelmeye sevk etmişti.

6 Kasım 2010 Cumartesi

Fenerbahçe-Eskişehirspor 06.11.2010 - maç sonu

Fenerbahçe erken gol bulduğu maçta zaman zaman zorlansa da 4-2 kazanmayı bildi. Pele'nin 3.dakikada yaptığı hata sonrası Alex'in kullandığı penaltı Fenerbahçe'yi öne geçirdi. Maçın 13.dakikasında Serdar'ın Lugano'yu çalımlayarak sol kanattan sürüklediği  atakta Sezer Eskişehirspor'a beraberliği getirdi. Golün hemen ardından Alex'in mükemmel ara pasıyda sağ kanatta topla buluşan Gökhan'ın ortasında Semih'in düzgün bir kafa vuruşu, Fenerbahçe'ye 2.golü getirdi. Arka adalesinde sorun yaşayan Emre'nin oyundan çıkmasıyla sağ kanattan orta sahaya gelen Mehmet Topuz'un bu dakikadan sonra etkili oyunu Fenerbahçe'ye pozisyon üstünlüğü sağladı. Sağ kanatta oyuna giren Kazım ise pek varlık gösteremedi. İlk yarının uzatma dakikalarında sağ kanatta topla buluşan Semih, ortada Alex'i görünce yerden bir pas attı. Savunmanın müdahalesinin ardından boşta kalan topa Gökhan'ın yaptığı sert vuruş Fenerbahçe'yi 3-1 öne geçirdi.
2.yarıya Lugano ve Sezer'in kırmızı kart görmesiyle iki takım da 10 kişi başladı. Lugano'nun boşalttığı alanı Bilica ile doldurmaya çalışan Fenerbahçe'de oyundan Stoch'un çıkması, Caner'i sol kanatta yalnız bıraktı. Maçın ilk yarısına göre daha temposuz geçen ikinci yarının 66.dakikasında Koray'ın sağ kanattan yaptığı ortada Bilica'nın topu ıskalaması sonrası düzgün vuruşla topu sağ köşeden ağlara gönderen Serdar farkı tekrar bire indirdi. Maçın 72.dakikasında ise sahneye yine Gökhan Gönül çıktı. Sağ kanattan yaptığı ortada topa ayak koyan Semih kendisinin 2. takımının 4.golünü atmış oldu. Semih'in oyundan çıkmasıyla oyuna giren Dia ise orta sahaya güç kattı ve Fenerbahçe'nin sağladığı iki farklı üstünlüğü maç sonuna kadar korumasını , pozisyon üretmesini sağladı.
Fenerbahçe'de maça damgasını vuran oyuncular Alex, Semih ve Gökhan oldu. Gökhan yaptığı 2 asist ve attığı gol ile takımını galibiyete taşıdı. Alex olumlu futbolu ve verdiği yerine paslar ile Fenerbahçe'nin pozisyon üretmesini sağladı. Emre Belezoğlu'nun sakatlığı ise gelecek haftalarda Fenerbahçe'yi zorlayacak etken olacak. Emre'nin sakatlığında orta sahada Baroni, Mehmet Topuz ve Dia'nın oynaması muhtemel. Alex-Gökhan-Semih üçgeninin işlemesi Fenerbahçe'ye önümüzdeki haftalarda gol pozisyonu üretmesini, kaleci Volkan'ın maça konsantre olup çıkması takımın kalede güvende olmasını sağlayacaktır. Maçın devamında taraftar tarafından ıslıklanan Bilica'nın moralinin bozulmasını önlemek için taraftarı uyaran Volkan takımı adına maçın en önemli hareketini yapmış oldu. Bu sayede haftaya Lugano'nun yokluğunda savunmada oynayacak olan Bilica'nın demoralize olmasını engellemeye çalışırken bir yandan da kimsenin düşünmediği bir açıdan takımına katkıda bulundu. Göstermiş olduğu sahiplenici hareket performansını devam ettirdiği sürece kaptan olması konusunda ileriki yıllarda kendisinin önünü açacak bir hareket olacak.

31 Ekim 2010 Pazar

Beşiktaş-Sivasspor 31.10.2010 Pazar

Beşiktaş İnönü'de güle oynaya başladığı maçı güç bela bitirdi. İlk yarıya orta saha üstünlüğünü eline alarak başlayan Beşiktaş sol kanattan yaptığı akınlarla etkili olmaya çalıştı. Nitekim daha maçın 5.dakikasında Guti'nin ara pasında İbrahim Üzülmez'in sol kanattan yaptığı ortada Bobo takımın ilk golünü (kendisinin takımla 200.maçında) atmış oldu. Aynı şekilde 23.dakikada sol kanattan Tabata'yla gelen Beşiktaş,Sivasspor'da Ziya'nın uzaklaştıramadığı ortaya Necip'in müdahalesi ve düzgün vuruşu sonrası 2.golü buldu.
İlk yarıda Beşiktaş üstün bir oyun sergilerken orta sahada Necip ve Ernst, takımın savunma ve ataklarına destek vererek Guti'nin sadece ileriye dönük oynamasını sağladılar.
Dikkatimi çeken eksiklik Holosko'nun takımdan bağımsız sergilediği performans oldu. Holosko, Bobo ve diğer ileri uç oyuncularıyla uyumlu değildi. Kendini kanıtlamaya yönelik bir oyun sergiledi. İkinci yarıda oyunu yorulmasıyla paralel daha da vasatlaştı ve yerini 70.dakikada Nihat'a bıraktı. İstekli oyunu sayesinde seyircilerden alkış alırken takımla uyumsuzluğu sanki hafta içinde takımdan ayrı antrenman yapmış izlenimi verdi. İlk yarıda üstlerine fazla iş düşmeyen İbrahim Toraman ve Ersan, Sivasspor'da ikinci yarı Erman'ın yerine oyuna giren Suarez'in ardından zorlanmaya başladılar. İlk yarı sonuna doğru sakatlanan Sedat'ın yerine Keita'nın savunmanın ortasına alınması ve Diallo'nun girişiyle orta sahası güçlenen Sivasspor'da Mehmet Yıldız'ın da orta sahaya kadar gelip baskı yapması maçın seyrini değiştirdi. Suarez'in ileri uçta yalnızlıktan kurtardığı Mehmet, 2.yarıda gücünü olumlu kullanabildi. Beşiktaş'a ilk yarıdaki gibi rahat pas yaptırmayan gerektiğinde sert faullerle onları durduran Sivasspor, Beşiktaş'ın pas trafiğini keserek daha çok geriye dönmesine sebep oldu. Buna benzer bir pozisyonda Necip'in savunmaya verdiği pasta araya giren Suarez takımının tek golünü kaydetti (67.dakika).
Kendisine yapılan faullere tepki gösteren Guti'nin sarı kart görmesi ve yorulması sonrasında yerine Yusuf'un girdi. Orta alandaki pas trafiğini yönetme görevini üstlenen Yusuf ve Holosko'nun yerine girip pek varlık gösteremeyen Nihat, Beşiktaş'ın ilerleyen dakikalarda topu ileride tutmasını ve atakları şekillendirmeyi beceremeyince Sivasspor baskısını arttırdı. Bu yönüyle Galatasaray-Antalyaspor maçına benzeyen maçın son dakikalarında oyuna sonradan giren Cihan Yılmaz'ın şutu direkten dönerek Beşiktaş'a derin bir nefes aldırdı.
Beşiktaş'ta Hilbert özverili oyununa rağmen yaptığı pas hatalarıyla takımını zaman zaman zor duruma sokarken, oyuna sonradan giren Nihat ve Fatih Tekke'nin verimli bir oyun çıkarmadığını söylemek gerekiyor. Yusuf'un 81.dakikadaki ara pasında kaleciyle karşı karşıya pozisyonda golü kaçıran Nihat eski günlerini aratırken, Fatih Tekke net bir pozisyona giremedi. Yusuf ise rakibin savunmasına karşı kolay pes eden tavrı ve yaşı itibariyle kovalayıcılıktan uzak futbolu ile takıma gereken enerjiyi sağlayamadı.
Sakatlıklardan ötürü ideal 11'i kuramayan Beşiktaş'ın doğru hamlesinin Yusuf ve Nihat gibi iki hücumcuyu oyuna almak yerine orta sahada ayakta duracak bir oyuncuyu almak olacağını düşünüyorum. Bunun sebebi, iki oyuncunun da takım savunmasında yeterli özveriyi sergilemesi. Sivasspor ise Ceyhun'un eksikliğini maçın ilk yarısında Mehmet Yıldız'ı ileride yalnız bırakarak yaşadı. Maça daha erken alındığı takdirde Cihan'ın daha etkili olabileceğini savunmaktayım. Böylece Suarez ve Mehmet'in arkasında onları sürekli besleyecek bir futbolcu olur ve kontra ataklarda yerini bulan paslarla gol pozisyonlarına girilebilirdi.
Rüştü ve İbrahim Üzülmez'in oyunları yaşlarına rağmen muhteşemdi. Ayrıca Guti'nin akıl dolu pasları da seyir zevkini yükseltti.

29 Ekim 2010 Cuma

Bursaspor-Fenerbahçe 29.10.2010 - maç sonu

İkinci yarı Bursaspor'un ortasaha savaşına cevap vermesi ile başladı. Turgay, Hüseyin, Ergic ve Batalla orta sahayı toparlarken Volkan sağ kanada açılarak açık alan bulmaya çalıştı. Bursaspor ikinci devrenin başında, kullandığı kornerde sağ kanattan gelen topu Turgay'ın sol kale direği dibine indirmesi ve Ergic'in düzgün vuruşu sonrasında gol bularak başladı. İlerleyen dakikalarda Fenerbahçe benzer bir pozisyonu semihin topa sol ayağıyla vuramaması neticesinde kaçırdı. Stoch'un Aykut kocaman tarafından oyundan alınmasını biraz anlamsız bulsam da (kanatta çok iyi iş çıkarıp Ali Tandoğan'a sarı kart gördürdü) oyuna giren Santos takıma fazla bir katkı yapamadı. Herhalde Stoch'un kanatta çok kalması ile ortasahayı kaybeden Fenerbahçe'ye tekrar bu bölgeyi kazandırmaya çalışan Aykut Kocaman'ın takımı kaleyi uzaktan şutlarla yoklamaya devam etti.
Maçın ikinci yarısına damgasını vuran ise kaleci Volkan Demirel oldu. Biraz Sercan'ın beceriksizliği biraz da sezilerinin güçlü olması sebebiyle karşı karşıya pozisyonlarda başarıyla kalesini koruyan Volkan, yaptığı zamanında çıkışlarla bazı atakları da başlamadan bitirdi. İkinci yarıda Alex'in yorulmasının da etkisiyle ataklardaki yapılığı azaldı. Geride ise Emre ve Mehmet takımın yükünü sırtlandı. Christian'ın oyundan çıkıp Kazım'ın çıkmasıyla kanattan içeri çekilen Mehmet kaleye karşıdan yaklaştığında daha üretken olduğunu gösterse de atakları sonuçsuz kaldı. Gökhan Ünal kendisine verilen sınırlı sürede pozisyon üretemedi.
Bursaspor oyunda Batalla-Insua, Volkan-Ozan İpek ve Sercan-Nunez değişikliklerini yaptı. Bence Volkan ile Ozan değişikliği birazcık geç yapıldı. Volkan bu maçta yeterince üretken olamadığı gibi pozisyonlarda top kaybettikçe kendini daha çok kanıtlama çabasına girdi ve daha fazla hata yaptı. Yorulan Sercan'ın yerine daha erken alınabileceğini düşündüğüm Nunez ise Sercan'ın girmiş olduğu pozisyonlardan birini diri olması sebebiyle gole çevirebilirdi.
Sonuç olarak bu keyifli maç 1-1 bitti ve Bursaspor liderliğini korudu. Maçta aklımda kalan Fenerbahçe'nin Bursaspor on kişiyken kullandığı kornerde nasıl olup da doğru adam paylaşımı yapamadığı ve Volkan'ın kalesinde devleştiği ikinci yarı oldu. Fenerbahçe'nin ilk yarıda oynadığı oyunu maç geneline yayması halinde önümüzdeki maçlarda en zor yenilen takımlardan biri olmasını bekliyorum. Dana bu takıma Lugano, Niang ve Dia'nın geleceğini de unutmamak gerekiyor. Bursaspor'da ise Volkan'ın on numaralığın ne demek olduğunu iyi anlaması gerekiyor. Tek başına top alıp beş kişi çalımlamaya çalışmak değil ,golü atacak adama asist yapmak, hem sağ hem sol (bir pozisyonda vuramadığı için topu sağ ayağına çekip pozisyon kaybetti) ayağını kullanmak, oyunu okumak ve gerektiğinde gol atmak amacını taşıyan bir Volkan'ın takımına daha yardımcı olacağını düşünüyorum. Ergic ile Semih'in vuruşlarını da dikkatlice incelemek ve maç içinde bulundukları mevkileri değerlendirmek gerekiyor. Neticede birisi forvet diğeri orta saha...

Bursaspor-Fenerbahçe 29.10.2010 - ilk yarı

Fenerbahçe'ye Galatasaray karşısında oynanan kötü futbol çok olumlu yansımışa benziyor. Geçtiğimiz hafta oynanan derbide Fenerbahçe'nin en iyi oyuncuları görünümünde olan Volkan D. ve Yobo bu maçta da aynı uyumu göstererek savunmada takımı tutarken Bilica'da ilk on birdeki yerini kazanmak için canla başla çalışıyor. Orta sahada Emre ve Mehmet Topuz çok gayretli oynuyor. Dia'nın olmamasıyla şans bulan Christian ilk yarıda takımda gördüğüm formu en düşük futbolcu. Gökhan Gönül'ün önünde onuyor gözüken Mehmet T., içeri doğru hareketlenerek Gökhan'ın önünü açarak ona kanattan bindirme yapma şansı verirken, sol kanantta Stoch, Caner'in önünde sağlam durarak atakların o kanattan gelişmesinde yardımcı oluyor. Bana göre ilk yarının en iyi oyuncusu Emre Belezoğlu'ydu. Forvette Semih Niang'ın yokluğunda verilen şansı iyi değerlendirerek Emre'nin sol kanattan sürüklediği atakta Alex'in vuruşunu iyi kovalayarak gol vuruşunu yaptı.
İlk yarıda dikkatimi çeken diğer bir nokta Galatasaray maçında çok silik oynayan Alex'in bu maç top çalması , savunma yapması oldu. Semih'in arkasında oynayarak ona asistleriyle destek olmaya çalışan Alex, olumlu oyununa ikinci yarıda da devam ederse Fenerbahçe pozisyon üretmeye devam ederek, bulacağı kontra ataklarda gol atabilir.
Bursaspor pozisyon üretmekte zorlanırken Sercan ve Volkan Şen'e destek Ali Tandoğan ve zaman zaman Ergic'ten geldi.

26 Ekim 2010 Salı

Çin de akaryakıta zam yapıyor

Asya’nın en büyük petrol tüketicisi olan Çin, ekonomideki aşırı ısınmayı önlemek için benzin ve dizel fiyatlarında %3’lük bir artış yaptı. Bu artışla benzinde tavan fiyat 230 yuan/metrik ton olurken, dizelde 200 yuan/ton oldu. Ekonomi, hükümetin kredi büyümesine engel olmaya çalışması, varlık fiyatları konusundaki spekülasyonların üzerine gitmesi, etkin enerji kullanımı ve çevre hedeflerinin üzerine gitmesi sonucunda son bir yılda en düşük büyümeyi gerçekleştirmişti (%9,6). Ulusal Reform ve Kalkınma Komisyonunun (NDRC) artış öncesi yaptığı en son müdahale Haziran ayındaydı. Düzenleme benzin ve dizel maliyetlerinde azalma içeriyordu.
Çin hükümetinin Aralık 2008’de tanıtmış olduğu yeni mekanizma uyarınca NDRC, petrol maliyetleri 22 günlük sürede %4’ten fazla artış gösterirse akaryakıt fiyatlarında ayarlama yapabiliyor. Benzin fiyatları en son Nisan’da %4,6 oranında arttırılmıştı.
Çin’in en büyük rafineri şirketi olarak bilinen China Petroleum & Chemical Corp., diğer adıyla Sinopec, Şangay borsasında %2,5 artarak 5 Mayıs’tan beri en yüksek seviyesi olan hisse başına 9,45 yuan’a geldi. PetroChina Co. ise %3,4 artışla hisse başına 11,84 yuan’a yükseldi. Gösterge endeks olan Şangay Bileşik Endeksi ise %0,4 artış gerçekleştirdi.
Benzin ve dizel fiyatlarındaki bu yükseliş üretici ve çiftçilerin maliyetlerini arttırarak enflasyon riskini körüklüyor. Tüfe eylül ayında yıllık bazda %3,6 artmıştı. Petrol fiyatlarındaki artışın enflasyona olan etkisinin güçlenen yuan ile sınırlı kalacağı vurgulanırken yuan’ın dolar karşısında yılbaşından beri %2,53 değer kazanması bu söylemi doğrular nitelik taşıyor.

17 Ekim 2010 Pazar

Maçın Ardından 17 Ekim 2010 Pazar

Galatasaray 2.yarıya da gol yiyerek başladı. 50.dakikada Metin Akan sağ kanattan topu taşıyarak Güven'e pas verdi. Güven'in ceza sahası dışından sert vuruşunu Ufuk çelse de dönen topa Galatasaray'dan kimse müdahale edemedi. Topa ceza sahası dışından vuran Özgür Çek takımının ikinci golünü kaydetti. Takımın savunma alanındaki zaafını ortaya koyan bu gol Bursaspor maçında yenen gole benzerliğiyle dikkat çekti. Anlaşılan Galatasaray o maçtan hiç ders çıkartamamış ve bunu bilen Ankaragücü teknik direktörü Ümit Özat takımını iyi hazırlamış.
İlk yarı ceza sahası içinde pas alamayan Baros, çareyi ceza sahası dışından şut atmakta buldu. 56.dakikada Mustafa Sarp'ın pasında ceza sahası dışında kaleye yüzünü döndü ve vuruşunda topu Özgür'ün uzanamayacağı köşeden ağlara gönderdi. Ümit Özat, bu golün ardından hareketleneceğini düşündüğü Galatasaray'a karşı Metin Akan'ın yerine Hürriyet'i oyuna alarak savunmasına takviyede bulundu.
Golü bulduktan sonra Galatasaray savunması orta saha çizgisine kadar açılırken, kontra ataklara karşı savunmasız kaldı. Lakin 60.dakikada savunmanın arkasına gönderilen pasta kalesini terk eden Ufuk'tan sıyrılan Sapara, topu boş kaleye gönderdi. Hemen arkasından benzer pozisyonla karşılaşan Galatasaray'da kaleci Ufuk topa ceza sahası dışında elle müdahalede bulunarak kırmızı kart gördü. Zorunlu değişiklik yapan Galatasaray oyuna Serkan'ın yerine Aykut'u aldı. 
65.dakikada Misimovic'in paslaşarak kullandığı kornerde, Ayhan'ın sol kanattan yaptığı orta sonrasında Milan Baros ceza sahası içinde topu düzgün bir vuruşla ağlara göderdi.
Maçın uzatma dakikalarında Ankaragücü'nde Sestak ceza sahası içine giren Turgut'a pasını verdi. Turgut da sağ çaprazdan yaptığı vuruşta topu Aykut'un koltuk altından ağlara gönderdi.
Maç 4-2 sona ererken Milan Baros'un sakatlığı Galatasaray'a, haftaya oynanacak Fenerbahçe maçı öncesi büyük yara verdi. Ayhan'ın agresif futbolu ve 10 kişi kalan takımının oyununa yardımcı olmaktan çok kart görmeye çalışan hareketleri profesyonelliğe yakışmazken, yerine Elano'nun düşünülmemesi de takımın hücum yönünde eksik kalmasına yol açtı. Forvet hattında yalnız kalan Baros'un maç boyunca depar atarak boş alan bulmaya çalışması maç sonunda arka adalesinin çekmesine ve sakatlanmasına yol açtı.
Galatasaray'ın hem hücümda hem savunmada pasif kalan orta sahası ileride oynanacak maçlar için umut vermezken, defansif görünümlü orta saha oyuncularının savunmaya destek vermemesi ağar savunmanın arkasına rahat top atılmasına yol açtı. Frank Rijkaart'ın takım savunmasına ağarlık verip bu takımın Barcelona olmadığı anlaması gerekiyor. Aksi takdirde Fenerbahçe maçı hezimet haline gelebilir.

İlk Yarının Ardından GS-AG 17 Ekim Pazar

Galatasaray Ankaragücü maçı küçük bir sürprizle başladı. Zewlakow'un savunmanın arkasına attığı uzun pasta Metin Akan'ın ceza sahasına girip topu ağlara gönderdiği dakika daha 3'tü. Bu pozisyonda dikkatime takılan üç nokta oldu. Bunlardan ilki yardımcı hakemin bayrağını neden kaldırıp sonrasında indirdiği, ikincisi Zewlakow'un topu neden durdurmadan oyuna sokmasına hakemin seyirci kaldığı, üçüncüsü ise kaleci Ufuk'un topa hareketleneceğine neden kaleye gitmeye çalışmasıydı.
Bunun haricinde kadro anlamında zenginliği sakatlıklar nedeniyle kısıtlanan Galatasaray'ın sağ kanatta Serkan ve Sabri, sol kanatta Insua ve Pino ile oynamasını tempo açısından doğru buldum. Maça 4-4-1-1 taktiğiyle başlayan Galatasaray'da gol sonrası ileriye çıkışların artması ile takım sanki 3-5-1-1'e döndü. Geride, Hakan Balta ortada, Insua solda, Servet sağda gibi oynadı. İlk yarıda Mustafa Sarp ve Sabri çok hareketliydi. Buna rağmen Milan Baros forvette yalnız kaldı ve savunmanın içine gömüldü. Kendisi bunu fark etmiş olacak ki 35.dakika civarında savunmanın arasından çıkıp sağ kanatta top aldı. Misimovic önceki maçlarına göre takımla daha uyumlu bir oyun sergiledi. İkinci yarı gol pozisyonu açısından zengin geçebilir. Galatasaray'ın erken bulacağı gol, takımı galibiyete taşıyabilir. Aksi halde Ankaragücü 2. golü bulacaktır.