Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

22 Ocak 2012 Pazar

Eskişehirspor - Galatasaray 22.01.2012

Galatasaray Eskişehir'de kötü saha koşullarında ayakta kalamadı ve sahadan silinip gitti. Galtasaray'ın direnç göstermekte zorlandığı maçta Semih ve Ujfalusi ile önlerinde Melo'nun sağlam müdafaası takımın ayakta kalmasını sağladı. Bir de acemice harcanan Eskişehir atakları Galatasaray'ın bu kadar kötü top oynadığı günde bir puan almasında yardımcı oldu.

Galatasaray'ın geri dörtlüdeki kanat oyuncuları Sabri ve Hakan'ın takımın atağa çıktığı pozisyonlarda etkisiz kalmalarının yanı sıra Sabri'nin sürekli olarak arkasına adam kaçırması takımın oyun düzeninin bozulmasına yol açtı. Ayrıca maç boyunca neredeyse hiç şut atmayan takımda uzaktan şut atma konusunda yetenekli olan Kazım, Selçuk, Engin ve Emre'nin ilk yarı boyunca kaleye bakmamaları bile dikkat çekti.

İlk yarıda Elmander'in ileri uçta yalnız kalması indirdiği topların kimse tarafından takip edilmemesi ilk yarının Galatasaray adına pozisyonsuz geçmesine yol açtı. Buna rağmen ikinci yarıda hatasını fark eden Fatih Terim Engin'in yerine Sercan'ı koyarak Elmander'in etkinliğini artırmayı amaçladı.

Fatih Terim'in Engin'i bir yarı boyunca oyunda tutmasını, takımın bulacağı açık alanlarda top sürerek pozisyon yaratmak için olduğunu düşünüyorum. Ancak görüldü ki bu taktik fayda etmedi. Bu durumda oyun içinde Engin'i kanada Kazım'ı ortaya çekip daha fazla şut kovalayan bir takım denenebilirdi.

Ayrıca Emre'nin fiziksel olarak böyle sahalarda oynamaya hazır olmadığının daha ilk yarıda anlaşılabileceğini düşünüyorum. Buna rağmen solda Ayhan'ın denenmemesini Fatih Terim'in kafasında takımda Ayhan'a yer olmadığını düşündüğü şeklinde algılıyorum. Belki o kanada Engin konabilir orta sahaya ayakta kalacak daha güçlü bir oyuncu da takviye yapılabilirdi. Sercan'ın Emre'nin yerine oyuna girmesi de diğer bir seçenekti.

Savunma kurgusunda Sabri'nin sıklıkla Dede'yi kaçırdığını fark eden Terim'in Kazım'ı geriye çekip Yiğit'i ileriye koyması belki olumlu bir hamleydi. Yine de savunma özelliği taşıyan oyunculara ihtiyaç var. Hakan Balta geride ters tarafa yapılan ortalarda topu iyi takip ederek gerekli müdahaleleri zamanında yapsa da kanat bindirmelerinde hiç yoktu. Takım sadece 4-5 kişiyle atak yapmaya çalıştı durdu.

Saha koşullarının ağır olduğu maçta Ersun Yanal'ın da oyuncularına verdiği talimatla Galatasaray'ın hızlı çıkışlarının tümü faullerle engellendi. Futbol kuralları içinde yapılan fauller takımın temposunu düşürürken, Eskişehirspor'un da sahasına yerleşmesi için zaman tanıdı. Herhalde Ersun Yanal'ın bu taktiği yıllardır uyguladığının farkında olan Fatih Terim bu konuda önlem alır diye düşünüyordum; ancak almadığını maç sonunda anlamış oldum. Galatasaray orta sahada faule maruz kalmamak için her uzun top oynamaya çalıştığında ileride 2-3 kişiyle top bekleyen atak oyuncuları geriden destek gelmeyince pozisyon üretemedi, rakip savunmayı zorlayamadı. Cılız ataklar karşısında yorulmayan Eskişehirspor savunması da daha sonra denenen araya adam kaçırma ve ver-kaçlarla ceza sahasına girme girişimlerini rahatlıkla engelledi.

Sonuç olarak bu oyuna rağmen bir puanı almaya hak kazanan Galatasaray'ın sevinmesi gerekiyor.

2 Ocak 2012 Pazartesi

Enflasyon - Ana Harcama Kalemleri - Gıda Fiyatlarının Türkiye ve Dünya'daki gelişimi

TCMB'nin sayfasına girdiğinizde ana sayfanın en tepesinde "Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın temel amacı fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmektir." ibaresini görürsünüz. Buradaki fiyat istikrarını tıkladığınızda ise karşınıza konu hakkında bilgi veren bir döküman çıkar. Gayet açıklayıcıdır. Bir ülkenin neden fiyat istikrarına ihtiyaç duyduğunu ülkeyi çökertmenin en kolay yolunun parasını çökertmekle başladığını anlatan, yalın ifadeler kullanılan bir yazıdır.

Bu kadar önemli bir konuda TCMB başkanı Erdem Başçı geçtiğimiz günlerde yaptığı "2012 Yılında Para ve Kur Politikası" açıklamasında 2012-2013 ve 2014 dönemleri için hedeflenen enflasyonun %5 (+/-) %2 olduğunu belirtti. Peki hedeflenen enflasyon, yani diğer bir tabirle tüketici fiyat endeksi (tüfe) tam olarak neyi ifade etmektedir?

TUİK'in tüfe hakkındaki açıklaması: "Belirli bir dönemde belirli bir kitle tarafından tüketici mal ve hizmetlerine ödenen parekende fiyatlardaki değişimdir." şeklindedir. Tüfe üreticinin ürettiği mala konulan fiyatın nihai tüketiciye yansımış halidir. Yani sokaktaki Ayşe Teyze'nin baklava, salam, sucuk, su, kahve, çilek, nar, fındık gibi gıda ve içeceklere ödediği fiyatlar bu hesaplamanın içindedir. Rakı, Viski, Şarap, Alkollü Bira içkileri, Samsun, Maltepe, Tekel 2001, LM, Marlboro, Winston, Parliament, Monte Carlo sigaraları da bu sepette yer alır. Bu sepette değişik kategoriler yer almaktadır ve olabildiğince detaylandırılmıştır. Her istatistikte olabileceği gibi bunda da eksikler mevcuttur (mesela spor aletlerinde sadece futbol topunun yer alması gibi) ancak güncellenmeye çalışılmaktadır.

Benim dikkatimi çeken konu; TUİK'ten erişebildiğim kadarıyla her yıl Ocak ayında yapılan Ana Harcama Gruplarının tüfe sepeti içindeki ağırlıklarındaki ayarlamaların sebebinin belirtilmemesidir. 2008 yılında toplam sepette %28,63 ağırlık ile en çok etkiye sahip olan "gıda ve alkolsüz içecekler" grubunun ağırlığı yıllar itibariyle sırasıyla %28,03, %27,60 ve %26,78 (2011) olmuştur. "Alkollü içecekler ve tütün" grubunda yapılan zamların yansımaların daha net görülmesi için bu grubun ağırlığı artırılmaya çalışılırken "Konut"un ağırlığı 2009'da %18,63 iken 2011'de %16,46'ya inmiştir. Diğer gruplardaki değişim ve ayarlamalara da yıllar itibariyle bakmak mümkündür.

Yazımda, en önemli grup olarak gördüğüm "gıda ve alkolsüz içecekler"deki gelişimi, küresel gıda fiyatları bağlamında incelemek istiyorum. Birleşmiş Milletler'in Gıda ve Tarım Örgütü (FAO: Food and Agriculture Organization) tarafından her ay yayımlanan gıda fiyatları endeksindeki değişimle bizim tüfe madde sepetinde kullandığımız gıda fiyatları arasındaki ilişkinin seyrini yakından incelemek amacıyla ufak bir grafik oluşturdum.


Yukarıdaki grafikte FAO gıda fiyatları endeksi ile birlikte dünya üzerinde takasa en çok konu olan ürünlerden şeker ve tahıl fiyatlarına da yer vererek genel seyir hakkında izlenimlerimi aktarmak isterim. 2007 Ocak - 2011 Kasım dönemleri arasında aylık bazda %1,4 artış gösteren şeker fiyatlarının sadece dönem başı ve sonu arasındaki artışı ise %119'dur. Toplam gıda fiyatları endeksine bakıldığında fiyatlardaki oynaklık nisbi olarak azalmış aylık artış hızı %0,8'e düşmüştür. Dönem başı ve sonu arasındaki fark ise %60,5 olmuştur.

Bu sayılar şunu ifade eder: Fiyat endeksindeki aylık sapmalardan kurtulmak için yıl sonunda 12 ayın ortalaması alınarak oluşturulan endeks değerleri arasındaki değişim 2009'dan 2010'a %18,1, 2010'dan 2011'e (2011 sadece Kasım ayına kadardır) %23,6 olmuştur. Yani gıda fiyatları dünya genelinde küresel sorunlara rağmen artmaktadır. Tüfe sepetinde hesaplanan Gıda ve Alkolsüz İçecekler grubuna yönelik endekse bakıldığında 2007 Ocak - 2011 Kasım dönemleri arasında aylık bazda artış hızı %0,8; dönem başı ve sonu arasındaki değişim ise ise %54,4 olmuştur. Yani ülkemiz dolar/TL'nin ortalama 1,2911 olduğu 2007 yılından yaklaşık 1,6879'a yükseldiği 2011 yılına kadar bu grupta yıllık ortalamalar bazında sırasıyla %12,8, %8,0, %10,6 ve %5,5 (2011 Kasım ayına kadardır) artış kaydetmiştir.

Bunu belirtmemdeki sebep yıllık ortalama artış hızı %6,9, aylık ortalama artış hızı %0,5 olan paritenin ithal ettiğimiz gıda ürünleri üzerinde sanki hiç etkisi yokmuş gibi görünmesidir. Normalde TL'nin değersizleşmesi sonrasında aynı miktar malı bile daha pahalıya ithal etmemiz gerekirken, ilgili grubun ithalat rakamlarında artış olmasına rağmen kur etkisinin Gıda ve Alkolsüz İçeceklerin grup bazında endeks değerine fazla bir etkide bulunmadığını görmekteyiz. TUİK'in dış ticaret verilerinden Uluslararası standart sanayi sınıflamasına (USSS, Rev.3) göre ithalat'a bakıldığında toplam ithalatın %76,5'ini oluşturan imalat sanayi malları içerisinde yer alan gıda ürünleri ve içecek grubunun Kasım ayı verilerine göre yıllık toplam artışı geçtiğimiz yılın ilk 11 ayına göre %52,2 olmuştur (yaklaşık 3 milyar $'dan 4,5 milyar $'a yükselmiştir). Buna rağmen tüfe sepetindeki ağırlığı 2007-2011 döneminde azalmaktadır.

İmalat sınıfı altında yer alan ithalat kaleminde gözlemlediğim artışın nihai tüketiciye yansıtıldığını ancak fiyat endeksinde tam etkisinin görülmediğini düşünüyorum. Eğer yansımamışsa önümüzdeki dönemde etkisinin daha belirginleşeceği görüşündeyim. Bu da tüketici fiyatları üzerinde artırıcı bir etki yaratacaktır. İTO'nun yayınladığı İstanbul Ücretliler Geçinme Endeksi verilerine bakıldığında gıda endeksinde 2007/01 - 2011/11 döneminde dönem başı ve sonu arasındaki değişim %66,3, yıllık artış hızı %8,9, aylık artış hızı %0,9 olarak gerçekleşmiştir. Yani İstanbul'da yaşamak Türkiye'ye göre daha zor hale gelmiştir. Buradaki artışın da etkisi tüfe sepetinde ağırlığı azaltılan grup nedeniyle azalmaktadır. Ayrıca tüfe endeksinin her ne kadar Türkiye genelinde yapılması sebebiyle İTO verisinden ayrıldığı belirtilse de, illere göre ağırlıklandırılarak (tahminimce nüfus sayısına göre illere dağılan örneklemde değişme gösteriliyordur) oluşturulan enflasyon sepetinde İstanbul'un ağırlığının yüksek olması gerektiği görüşündeyim. Burada değindiğim gibi metod ve ana harcama kalemlerinde yapılan değişiklikler hakkında herhangi bir açıklama edinemediğim için net bir cevap verememekteyim.



Yukarıdaki iki grafikte sırasıyla anlaşılması gerekenleri ise şu şekilde özetlemek isterim: Öncelikle dolardaki değer artışı gıda fiyatlarında aşağı yönlü bir baskı yaratmakta. FAO'nun ihracattan aldıkları paylara göre ağırlıklandırarak seçtiği 55 maddeden oluşan gıda fiyatları uluslararası piyasalarda dolar üzerinden fiyatlandığından, dolardaki değer artışı ürünlerin dolar cinsinden değerinin düştüğüne işaret ediyor. Tarım ürünlerinde anlık değişiklik yapmanın üretim kısıtları sebebiyle zor olması, ürünlerin sadece vadeli işlem borsaları kontrat fiyatları üzerine anında yansımasına sebep oluyor. Piyasaya erişimin kısıtlı olduğu ülkeler ve tarım sektöründe çalışanlar için ise bu denli hızlı karar almak mümkün gözükmüyor. Diğer grafikte görüldüğü gibi dolardaki değer artışı devam ederken TL'nin bu para birimine karşı değer kaybediyor olması ise dış piyasadaki alım gücümüzü düşürdüğünden ithal mal alımında sıkıntılara yol açmaktadır. Maliyetlerde yaşanacak artışın ikincil etkisinin ise tüketici üzerine olmasını bekliyorum. 20 Eylül 2011 tarihli Hakan Kara ve Fethi Öğünç'ün hazırlamış olduğu "Döviz Kuru ve İthalat Fiyatlarının Enflasyona Etkisi" adlı çalışmada kur ve ithalatta yaşanan artışların çekirdek enflasyonu %15 oranında etkilediği sonucu ortaya çıkmıştır. Yani kurlarda yaşanan %10'luk artış çekirdek enflasyonu (I - Enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ile tütün ürünleri ve altın hariç) %1,5 artırmaktadır.

Bu durumda TCMB'nin kabul ettiği çekirdek enfasyonun bile geçişkenlik etkisinden ötürü belirgin artış gösterebileceği durumda, fiyatlar genel seviyesini 3 yıl boyunca %5 hedefinde tutmak gibi zor bir görevi mevcuttur. Bunun iki önemli yolu vardır: Bunlardan biri dışa bağımlılığımızı azaltıp yurtiçi üretime ağırlık vermek (tarım ve sanayi kollarında) ve enerji ithalatını azaltmak, diğeri ise uzun dönemli doğrudan yatırımların artırılmasını sağlayarak ülkeye giren dövizin kalıcı olmasını sağlamaktır. Aksi halde piyasalardaki belirsizliğin devam etmesi durumunda TCMB'nin piyasa müdahaleleri devam edecek, rezerv miktarı azalacaktır. Sonuç olarak TCMB'nin eli güç kaybedecektir ve finansal piyasalarda güven ortamı bozulabilecekir.

03.01.2012 tarihi saat TSİ 10:00 itibariyle Aralık ayı tüfe rakamları açıklanacak. Bakalım sepetteki ana harcama gruplarının ağırlıklarında ne gibi değişiklikler olacak.

Kaynaklar: FAO, Reuters, TUİK, İTO