Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

19 Aralık 2010 Pazar

Enerji Yoksunu İki Takım - 19.12.2010

Fenerbahçe-Sivasspor maçında aklımda kalan tek şey saman alevi gibi parlayan ve hemen sönen ataklar, temposuz ortada geçen bir oyun ve Alex'in attığı muhteşem goldü.
Maçın en iyi oyuncuları ise Dia, Christian ve Alex'ti. Sivasspor'da yere göğe sığdırılamayan Pedriel'in ise ne oynadığı konusunda sadece kafamda şüpheler oluştu. Aciz bir takım görüntüsü sergileyen Sivasspor, sanki maç boyunca kapanmayı aklına koymuş ve kontra atak üzerine oynayan bir takım gibiydi. Buna rağmen Fenerbahçe'nin etkin bir oyun sergileyemediğini görünce maçta kimin eksik olduğunu anladım: Tribünde bile yerinde duramayan Emre Belezoğlu.
Fenerbahçe'ye orta sahada enerji katan oyunun hızlı akması ve üst düzey futbol oynanmasını sağlayan Emre'den bahsediyorum. Aynı görevi geçmişte Appiah, Aurelio gibi oyuncular da yapmıştı. Oyunun iki yönünü de bu kadar iyi oynayan bir futbolcunuz varsa takım için 1 değil 2 oyuncu gibi oynadığını görüyorsunuz. Gökay bu pozisyonu doldurmaya yetmedi. Christian da iyi niyetli oynamasına ve pozisyonlarda yer almasına rağmen Emre'nin sağladığı pas trafiğini takımı adına sağlayamadı. Bu yüzden de Fener'in işi duran toplara kaldı. Böyle bir durumda elinizde usta ayakların olması her zaman önemli bir hal alıyor. Hatırlayın Pierre Van Hooijdonk varken Fenerbahçe'nin ceza sahası çevresinde her kazandığı faul penaltı niteliğindeydi. Aynı şey topa Alex vururken de yaşanıyor. Alex son haftalarda lig başında oynamadığı kadar iyi oynuyor. Bunu Fenerbahçe'nin tarihi gollerine imza atarak da gösteriyor.
Konyaspor-Galatasaray maçı da pozisyon anlamında fakir bir maçtı. Yönetimin Frank Rijkaard'ı yollamasının ardında artık kendi hatalarını örtmek için kabahatli birini bulma arayışını kesin olarak görüyorum. Takımda futbol oynamaya hevesli oyuncu sayısı bu kadar azken bunu teknik adam bağlayıp onu kovmak 22 kişiyi kovmaktan daha ucuza geldiğinden ve transferlerin istenildiği şekilde olmamasına rağmen bu konuda Rijkaard'ın laf etmesine göz yummamak yönetimin stratejisini oluşturuyordu. Yeni stadın yapımında bu kadar büyük rol üstlendiği için koltuğuna sıkı sıkıya sarılan yönetim kadrosu kendilerinin unutulacağı korkusuyla stat açılana kadar orada kalmak için bütün protestolara rağmen direniyor. Bu bile ne kadar düzeysizleşildiğinin bir kanıtı.
Gelelim futbola (tabi futbol denirse)... Maç tamamen durduk yere gelişen akınlarla ve Kewell'ın yaratıcılığına dayalı oyunla ilerledi. Galatasaray sanki derbi maçı oynuyormuşçasına temkinli ve pozisyon üretmekten aciz bir futbol ortaya koydu. Bunda en büyük etken savunmanda top çıkarmaktan yoksun, çoğu topu rakibe atan Servet ve Gökhan gibi iki oyuncunun varlığıydı. Öte yandan orta sahanın göbeğinde oynayan isimleri de incelemek gerek: Ayhan, Hakan Balta ve Cana... Bunlardan hangisinde maçın kaderini değiştirme özelliği var bir düşünmek gerekiyor. Hangisi bir pozisyonu yoktan var edebilir? Galtasaray'da en çok beğendiğim oyuncular maç boyunca Kewell, Neill, Çağlar ve Anıl oldu. Serdar Özkan maç eksiğine rağmen bir şeyler yapmaya çalıştı ancak sol kanatta yeterince etkili olamadı. Zaten kanatların işlemiyor olması bir futbol takımında eğer orta sahanın göbeğinde de maça renk katacak oyuncun yoksa pozisyon zenginliği yaratamamak anlamına gelir. Galatasaray'ın da yaşadığı tam anlamıyla buydu. Maçın ikinci yarısı da aynı şekilde geçerken bir değişiklik oldu. Kewell yorulunca Hagi onu forvete Anıl'ı kanada çekmek zorunda (!) kaldı. Bu şekilde ifade etmemin sebebi bunu maç başından beri görememiş olmasıydı, çünkü Kewell orta sahaya kadar gelip top aldığında çok yıpranıyor ve hücuma olan katkısı azalıyor. Anıl'ın kanada geçmesi hem Kewell'ı rahatlattı hem de %100'lük pozisyonların ortaya çıkmasına yol açtı. Forvet oynadığında savunmanın içine gömülmeyip gerektiğinde top alma vasfını tecrübesiyle paralel çok iyi kullanan Kewell, Gökhan Zan'ın ona gönderdiği pası zaman kaybetmeden topuğuyla sağ kanattan bindirme yapan Neill'e aktardı. Neill topu Hakan Balta'ya attı. Top ayağına dolaşan Hakan Balta maç başından beri olumlu hareket yapmadığı gibi bu pozisyonu da yitirmek üzereydi ki şansına yanına Anıl geldi. Anıl'ın oraya gitmesini ise Hagi söylemişti. Bence o da Hakan Balta'nın böyle bir pozisyonu gol yapamayacağını herkes gibi biliyordu. Kanatta bile düzgün oynayamayan bir futbolcuyu sakatlıklar ve eksikler nedeniyle ortada oynatmak böyle sonuçlar doğuruyor işte...
Anıl ne mi yaptı, topa öyle güzel vurdu ki koşmakta olan kalecinin ters ayağına doğru giden top müdahale edilemeden ağlarla buluştu. Benzer pozisyonu ise birkaç dakika sonra oyuna giren Aydın, hatalı bir vuruşla kalecinin atladığı köşeye doğru vurarak harcadı. İşte iki futbolcunun futbol zekası arasındaki fark burada ortaya çıkıyor. Birini eğitenin (Anıl Dilaver) ise Tugay Kerimoğlu olduğunu unutmamak lazım. Belli ki altyapıya çok şey kazandırmış. Galatasaray'ın da futboluna gelecekte çok şey katabilir. Sormak gerek bu takımda Misimovic oynayamaz mıydı? Orta sahada bu kadar savunmacı bir takımla oynamak ileri hattı yalnız başına bırakmadı mı? Böyle bir oyun büyük takıma yakışıyor mu?
Bu sorulara cevap verildiği an takımın geleceği hakkında olumlu adımlar atılmaya başlanmış olacaktır.