Maçın kadrolarına bakıldığında Galatasaray'ın Mustafa Sarp olmayınca Cana ile oyuna başlaması beklenen bir hamle iken Beşiktaş'ta da sakatların yokluğunda olabilecek en dengeli kadro oyundaydı.
Sol kanatta Holosko Galatasaray'ın kanatlardaki zaafiyetini daha maçın başında iyi değerlendirdi. Orta sahanın geriye yardıma gelmemesi veya ileride kaptırılan toplar kontra atağa dayalı bir futbol oynayan takımlar için tehlike yaratma fırsatı olarak görülür. Bunu süratli futbolcularıyla değerlendiren bir takımın önemli birkaç tane şansı olur. Bunlardan birini değerlendirdiğinde ise (gol yemeden) oyunu tam istediği duruma getirir. Maçın başında Holosko'nun yakaladığı fırsat da buna benziyordu. Ali Turan'ın gereksiz yere topa kayması, topu yakalama fırsatını kaçıran Holosko için penaltı yaptırma şansına dönüştü. Aklını kullanıp kendini yere bırakınca (Ali Turan'ın savurduğu tekmenin de etkisiyle) ise hakem Cüneyt Çakır penaltı kararını verdi. Holosko oyunda kaldığı süre boyunca Guti, Nobre ve Hilbert ile birlikte başarılı bir performans sergiledi.
Guti'nin attığı paslar oyunun seyrini değiştirmeye yardımcı olurken sağ kanatta etkili olan Hilbert, savunmada da gayet iyiydi. Golde Nobre'ye "al da at!" diye yaptığı orta sonrasında maçı bir asist ve bir golle tamamlayan İspanyol yıldız maçın adamıydı.
Eğer "iyi forvet nasıl olmalı?" sorusuna cevap arayan varsa maçın ikinci yarısında oyuna giren Mehmet Battal ile Nobre'nin oyunlarına bakmalı. Mehmet Battal boy ve fiziğinin Nobre'den üstün olmasına rağmen kale sahası içerisinde bir tane bile kafa vuruşu yapamazken Nobre çok tehlikeli 3 kafa vuruşu yaptı, bunlardan ikisi gol oldu, biri faul olması nedeniyle iptal edildi. Mehmet Battal'ın hatası sırtına tırmanan futbolculara izin vermesi ve havadan gelen toplara erken hamle yapamaması oldu. Bu tip pozisyonların kolay harcanması ise takımının hücum gücünü kırdı. Milan Baros ise hazır değilken böyle bir maçta riske atılmak zorunda kaldı. Sonuç olarak etkisiz olması kendisinin suçu değil, takımla daha çok çalışıp uyum sağlaması gerekiyor. Yönetimin ise geçen yıl yaşanan talihsizlikten (Baros'un ayağının kırılması ve takımın forvetsiz kalması) ders almaması ve forvet hattını forvet gerisinde daha iyi performans sergileyeceğini düşündüğüm Pino'ya bırakması takımın ligde onunculuğa düşmesine sebep oldu.
Elano Galatasaray'da, Guti'nin yaptığı işi yapmakla sorumlu olan oyuncu durumunda iken maçın 53.dakikasında yapmış olduğu vuruş ve maç boyunca verdiği paslar onun bu görevi gerektiği şekilde yapamadığını gösterdi.
Pino maç boyunca her yöne koşmaya atılan her pasta pozisyon yaratmaya çalıştı. Milan Baros gibi bir oyuncuyla uyumlu olduğu taktirde rakip savunmayı çok yıpratacak bir ileri ikili olacaklarını düşünüyorum. Bunun yanında kendisine atılan paslar ona pozisyon yaratmaktan çok sanki onu yormaya yönelik gibiydi. Özellikle Sabri'nin ona çizgi paralelinde attığı paslar, Pino'nun içeri hareketlenme zamanını geciktirdi.
Galatasaray'ın orta sahasında üretkenlikten yoksun oyuncu sayısındaki fazlalık maça belirgin ağırlığını koyan takımın pozisyon üretmekte zorlanmasına sebep olurken, Beşiktaş'ın yerinde pasları (özellikle tek pas ve kanat organizasyonları) takımın bu maça daha iyi hazırlandığını gösterdi.
Ayhan'ın deplasman maçlarındaki sakin tavrından uzak oynayışı ve topu ayağına alıp pası iletme süresindeki gereksiz zaman kaybı takımın ataklarının etkisini azaltırken rakibin de geri dönmesine yardımcı oldu.
Forvet hattında oyuna Ali Turan'ın yerine giren Mehmet Battal'ın takımını eksik gibi oynatması çabasının yetersiz olduğunu gözler önüne seriyor. Sadece ver-kaçlarda ve maçın uzatma anlarında Kewell'ın attığı golde sahneye çıkan oyuncunun daha agresif oynaması ve daha çok inisiyatif alması gerekiyor. Kaleyi görüp şut atmaya korkan bir oyuncu olmak yerine fiziğini oyununa yansıtan bir oyuncu olduğu taktirde Hakan Şükür'ün tahtına aday olabilir.
Bu maçta Nobre'nin oyununu her ne kadar beğenmiş olsam da Bobo'nun olmayışı Beşiktaş'ın daha farklı bir skor yakalama şansını elinden almış gibi gözüktü.
Maçın özellikle ilk yarısında İsmail Köybaşı'nın sol kanadı savunmak için girdiği ikili mücadelelerde Kewell'ı itmesi ve bu hareketi bir iki defa tekrarlamasının hakem tarafından cezalandırılmamasını hata olarak görmekteyim. Dürüst futbolcu olarak gördüğüm Kewell, ilk yarının ortalarında sol kanattan ceza sahasına girerken maruz kaldığı çelmelere rağmen kendini yere atmayarak hakemin zor durumda kalmasını önlemiş oldu. Aynı şekilde memleketlisi Neill de Nobre'nin kart gördüğü pozisyonda rakip takımın oyuncusunu savunarak büyük centilmenlik örneği gösterdi. Beşiktaş'ın kalecisi Cenk, Pino'nun ilk ve ikinci yarıda girdiği pozisyonlarda gole izin vermeyerek önemli işler başarsa da, maçın uzatma dakikalarında yediği gol konsantrasyonunun çok kolay bozulduğunu gösterdi. Tecrübeyle bu sorunu aşabileceği inancındayım.
Beşiktaş'ın maç genelinde savunma hattını sağlam tutarak kontra atak futbolu oynaması Galatasaray'ın savunmayı bırakıp hücuma yönelmesine sebep olurken, 2.golden on dakika kadar önce açılan Beşiktaş birkaç tane önemli pozisyon yakaladı. Sonuçta maçı Schuster kazandı. Ortaya koyduğu taktik Galatasaray'ın Trabzon ve Fenerbahçe'ye karşı uyguladığı taktiğe benziyordu. Yani Hagi'yi kendi silahıyla vurdu kurt hoca...