Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

26 Aralık 2011 Pazartesi

Germany: alone in the dark...

In 2011 we witnessed euro-zone countries (first PIGS then core-countries like Italy and France) struggling to cope with sovereign debt crisis. Contagiousness of government funding problems in peripheral countries affected core Eurozone (EZ) countries. Many mentioned about big holes and fractures (deficiency of fiscal and juridical union in EZ) which hampered decision mechanism and slowed the action EZ could take.

In a dim weather like this, there could be only one EZ country which had the chance to overhaul or at least alleviate concerns. The saviour in this drama could or would be Germany.

The reason for me to defend this opinion is strong macroeconomic figures that this industrialised country presents. Strong GDP figures clearly suggest that this country will keep on growing despite being in the middle of a regional cirisis.
From 55.3% at the end of 2007 to 58.9% in 2009Q2 and 55.6% in 2011Q3, consumer expenditure the main contributor of GDP has its boundaries determined. With fiscal tightening throughout the region, consumer expenditure has lost some pace but the weak eur/usd parity was there to give some support exports.

Also in money market Germany maintained its role as a safe haven: During panic or anxious time at which investors risk appetite wanes and the search for common and safe financial instruments accelerates, Germany is there. Take a look at the long term government bond yields. As crisis deepens, more and more investors are trying to buy german bunds. Another important thing is that there is people other than those who sell their stocks listed in DAX and demand for safer instruments. Because of them bond yields have lowered hastier than DAX index.
Ist das Publikum zufrieden?
It is a great achievement for german government to reduce unemployement ratio to 6.9% in 2011Q3 which was 8.1% in 2009Q1. During that period they kept CPI (yoy %) between 1-3% corridor. In addition to this, disposable income is also on the right track.
Summing up my thoughts, I believe that Germany will continue to be the driving force of EZ member countries in 2012. With weaker eur/usd parity, strong industrial production, GDP and retail sale data Germany has the opportunity to shine in foggy weather.

But if there are dark clouds ahead which could strengthen concerns about EZ's future, eur/usd parity could test 1.20 in the long term. Otherwise 1.40 would be the target for eur.

Sources: Reuters Datastream, Matriks

19 Aralık 2011 Pazartesi

Turkey, in which direction...

How do we interpret the macroeconomic figures about Turkey?

Are we 100% certain about Turkey moving on the right track?

I've got some cold facts which can make you think about the expectations from oncoming year.

With our current account deficit (cad) of $65.1bn (nearly doubled the last years $33.5bn during Jan.-Oct. period - source: CBRT) and cad to gdp ratio of -9.8% in 2011Q2 (source: OECD) we are hoping a sustainable growth rate for 2012.

There is no need for panic because our financial account (85.6% of cad) can fill the gap. The most important thing is its content: $11.5bn FDI-foreign direct investment during Jan.-Oct. period (nearly 18% of cad) and $13bn (20% of cad) portfolio investment could be the short-term cure for our concerns. Nevertheless I think, with risk appetite diminishing and more bearish movement took place in the last half of 2011, the emerging markets are severely wounded. The main point of increase in portfolio investment is the sovereign bonds ($13.9bn). Actually that means Turkey does have higher interest rates than other countries for keeping the hot money alive.

Another interesting point is that we have a huge amount of net errors and omissions ($13.1bn - 20.2% of cad) of which's source CBRT assumes as tax reconciliation.

I took a look at OECD numbers about FDI inflows by industry (2000-2010) and I realized that the record amount of $22.0bn in 2007 has never reached again. Even with the cheap raw mateial funding in 2008-2009 this number respectively was $19.5bn and $8.4bn.

Again I am saying "don't get easily frustrated by Turkey". Our industirial production in October rose 7.3% yoy nsa and 4.4% mom sa, with both numbers beating market estimations. The positive results coming from there give us support for revising up 4Q2011 gdp ratio. Another surprise was countries 3Q2011 gdp growth: with 8.2% yoy in 3Q2011 and 9.6% (3 Q's cumulative) Turkey's shining 9.0% growth performance in 2010 is continuing. With deterioration in USD/TRY it is normal to have cpi and ppi increased 9.48% and 13.67% yoy respectively in November. The CBRT keeps on defending its idea of passthru effect which is caused by devaluation in TRY since European debt crisis.

To be an emerging market (em) has its disadvantages during global crisis or slowdowns. "Flight to quality" always does more damage to em's than developed ones. This is the price which em's are obliged to pay. Be always prepared to play tuff.

18 Eylül 2011 Pazar

Skora Aldanmayın - 18.09.2011 Galatasaray - Samsunspor

Maçın Ardından

Galatasaray Samsunspor maçı 3-1 sonuçlandı. Skoru görüp de Galatasaray rahat bir maç oynadı ve kazandı izlenimine sakın kapılmayın. Galatasaray maça her ne kadar geçen hafta İstanbul Büyükşehir Belediyespor'a karşı olduğu gibi baskılı başlasa da olgun atak üretmekte başarısız olan bir takım hüviyetine sahipti. Özellikle sağ kanatta Kazım Kazım'ın etkisiz oyunu ve sadece Felipe Melo'nun pozisyon yaratmaya çalışır görünümü ilk yarıda baskılı gözüken Galatasaray'ın skoru kendi lehine çevirip maçı rahat hale getirmesini engelledi. Selçuk İnan'ın Melo'ya yardımcı olması ve duran topta yapılan güzel paslaşma sonrası kaydedilen güzel gol haricinde maçın ilk yarısında güzel bir atak göremedik. Maçın ilk yarısında gerçekten çabaladığını gördüğüm oyuncular Melo, Eboue, Selçuk ve Baros'tu.
Teknik direktör Petkovic neden ilk yarıda kapanıp 4-3-2-1 gibi bir taktiğe bağlı kalma hatası yaptığını anlamış bir görünümle takımını 2.yarıya başlattı. Savunmada daha saldırgan bir görüntü sergileyen Samsunspor rakibi hataya zorladı. Nitekim Gökhan Zan'ın pas atacak oyuncu bulamayıp geri pas verirken yapmış olduğu hatayı iyi değerlendiren Bance, Mustafa Sarp'a çok güzel bir pas vererek skorun 1-1 olmasını sağladı.
Fatih Terim golden sonra hemen tedbir almaya başladı. Takımın atak yapamadığını fark eden teknik adam Eboue'nin sakatlanmasının ardından Elmander'i oyuna aldı. Daha sonra Baros - Sercan Yıldırım ve Kazım - Engin Bayraktar değişikliklerini yapan Terim, Baros'un yerine daha çakılı ama şut yeteneği daha yüksek bir oyuncu alarak ileri uçta pas trafiğinin gerçekleşmesini sağladı. Melo'nun yapıcı oyununun ve aktardığı pasların 2.yarıda da devam etmesi ve ileride Sercan ile Elmander'in uyumlu oyunu Galatasaray'ın 2.golü atmasında etkili oldu. Elmander'in 74.dakikada attığı gol bir forvet oyuncusunun dış şutlarının ne kadar önemli olduğunu gösterir nitelikteydi.74.dakikada ceza sahasında Samsunspor kalecisi Ahmet Şahin ile Elmander arasında yaşanan sürtüşmede Ahmet'in Elmander'e attığı hafif dirseği Elmander'in hakeme göstermesiyle kazanılan penaltı ve ardından kaleciye gelen kırmızı kart maçın gidişatını tamamen Galatasaray'ın lehine çevirdi. Penaltıyı gole çeviren Selçuk İnan Galatasaray'ın artık bir penaltıcısı olduğunu gösterdi.
Maçın analizine Galatasaray'ın savunma hattından başlamak gerekiyor: Bir takım atağa kalkarken ilk pasın ne kadar önemli olduğu bu maçta tekrar ortaya çıktı. Galatasaray Fatih Terim ile 1996-2000 yıllarında yakaladığı başarıyı tekrar yakalamak istiyorsa kaleyi güvence altında aldığı gibi savunmanın göbeğini de sağlamlaştırmalı. Ujfalusi savunmanın göbeğinde kesici rolünü iyi üstlenen bir oyuncu. Ancak yanındaki ile uyumu çok önemli. Ne Gökhan Zan ne de Servet Çetin Bülent-Popescu, Song-Tomas ikililerinde yakalanan kaleci ve göbek savunma oyuncularındaki uyumu bu takıma oturtabilecek yeteneğe sahip oyuncular gibi görünmüyor. İkisi de topu oyuna sokma becerisi olarak başarısızlar. Çabukluk konusunda da gerekli çabayı gösterememeleri takımın gerideki sorunlarını ortaya çıkarıyor. Rakibin kapalı savunma oynayıp kontradan gol arayan bir oyun sergilemesi durumunda yakalanacak pozisyonlar Galatasaray'ı sürekli tehdit eder görünümde. Geçtiğimiz hafta orta sahanın göbeğinde oynatılmaya çalışılan Sabri'nin tekrar savunmanın sağına çekilmesi takımın orta sahada pas trafiğinin artmasını sağlamış görünüyor. Hakan Balta da sakatlık öncesi günlerine dönme sinyali veren bir görüntü çizdi.
Orta saha kurgusunda bir hata görmemekle birlikte bu kadar yetenekli oyuncudan doğru dürüst bir atak organizasyonu çıkmamasını takımın taktik antrenmanlardaki yetersizliğe bağlıyorum. Baros'un ileride yalnız bir görüntü sergilemesi, çabalamasına rağmen savunma içerisinde kaybolup pozisyona girememesi takımın ileride hala uyumsuzluk yaşandığını gösteriyor. Birinin kanat ve forvet arkası oyunculara ataklara daha çok katılması konusunda uyarıda bulunması gerekiyor. Sadece pasa hareketlenmeyip topu ayağında tutabilen bir futbolcunun oyuna girmesi ise takımın hem ileriye yerleşmesinde kolaylık sağlıyor hem de rakibi daha çok boğuyor.
Fatih Terim'in maçın son çeyreğinde 4-4-2'ye geçmesini atakların daha zenginleşmesi açısından olumlu buluyorum. Ligin ilk haftasından beri büyük takımlarda gözlediğim kondisyon problemi Galatasaray'da da mevcut. Buna rağmen maç kazanıp evinde fire vermemek ligin ilerleyen haftalarında zirve yarışında kalmak adına çok önemli bir adım.
Penaltı pozisyonu ise tam anlamıyla basketbolda alınan faullere benziyor. Nasıl İspanya takımı faulleri hakeme gösteriyorsa Elmander'de kalecinin ona attığı dirseği hakeme gösterdi ve penaltı kararına katkıda bulundu. Ağır çekimde kaleci Ahmet'in küfür ettiği de görülüyor. Bunun gözlemci notuna yansıyıp yansımayacağını merak ediyorum.
Sonuç olarak maç %60'a %40 Galatasaray'ın gibi bir görüntüyle geçerken yetenekli ayakların ve teknik adamların skoru etkileyen hamleleri Galatasaray'ın Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena Stadı'nda sezonun ilk galibiyetini almasını sağladı.

8 Şubat 2011 Salı

Paunt'tan görünüm: 08.02.2011

Yabancı yatırımcıların paundu desteklemelerindeki en önemli sebeplerden biri olan faiz artırım kararının ne zaman gerçekleşeceği konusunda belirsizliğin artıyor olması, bu para birimine olan satış yönlü bir baskının yıl boyunca sürebileceği endişesini ortaya çıkarıyor.
13 Ocak 2011'de İngiltere Merkez Bankası (BoE) üst üste 22.ayında da politika faiz oranını %0,5'te tuttu. BoE %3,7'ye gelen tüketici fiyat endeksine (Tüfe) (Kasım'da %3,3 idi) rağmen politika faizinin artırmazken , karar 2 karşı oyla alındı. Tüfe'deki yüksek seyir (hedef %2):
1-Geçen yıl olduğu gibi 2011 Ocak ayında %17,5'tan %20'ye çıkarılarak kamu finansmanına destek olması beklenen KDV'deki artış,
2-Petrol ve gıda fiyatlarında küresel anlamda, giyimde ise yerel anlamda yaşanan yükseliş (Gelişmekte olan ülkelerde petrol ve gıda fiyatları enflasyona neden oluyor),
3-Sterlinin 2007-2009 yılları arasında yaşanan kredi daralması kaynaklı kriz sonrasında değer kaybetmesinin ithalat fiyatlarını göreceli olarak artırması gibi sebeplerle biraz daha devam edeceğe benziyor.
Sıkılaştırıcı para politikası önlemlerinin kısa dönemde bu tarz enflasyonist baskıları azaltması beklenmese de paunda bir miktar değer kazancı sağlayacağı düşünülmekte.
Bunun yanında İngiltere'nin 2. ve 3.çeyrek büyüme rakamları %1,2 ve %0,8'den sırasıyla %1,1 ve %0,7'ye revize edilmiş durumda. 4.çeyrek büyümesi ise %0,9. İşsizlik oranı%7,9 gibi gelişmiş ülke düzeyine göre çok yükseklerde. (Almanya'da bu oran ülkede son 18 yılın en düşük seviyesi olan %7,4.) Ayrıca enflasyonla alakalı bir başka gösterge olan yıllık ücret artışı %2,1 seviyesinde bulunuyor. Bu gibi olumsuzluklara rağmen bütçe açığını tek haneli rakamlara indirmeye çalışan hükümetin önünde zorlu bir süreç varmış gibi gözüküyor.
BoE ise faiz artırımı için enflasyonun bu seviyelerde kalacağına dair daha somut kanıtlar arıyor. Oylamada çıkan çatlak sesler ise paundun dolara karşı 1,60 seviyelerinde tutunmasına yardımcı oluyor. Bu inatlaşmanın devam etmesi durumunda (faiz artırım kararının çıkmaması) önümüzdeki aylarda pauntta değer kaybı yaşanması olası bir ihtimal. Bundan daha önemli sorun ise bu kadar parasal sıkılaştırma (kamu harcamalarında kısıtlama, vergi zammı) ve büyümede yavaşlamaya rağmen enflasyonda uzun dönemli hedefin tutturulamaması durumunda ortaya çıkacak gibi gözüküyor. İşsizliğin de büyümedeki yavaşlamayla birlikte bu seviyelerdeki seyrine devam etmesi durumunda ortaya çıkacak olan stagflasyon yatırımcıların paunttan çıkışına hız kazandırabilir gibi gözüküyor. 2011 yılı bu tip sorunların ışığında İngiltere için 2010 kadar parlak olmayabilir.

grafik: son (Şubat 8) 1.60903 en düşük (Eylül 7) 1.53247 en yüksek(Kasım 4) 1.62631
GBP/USD






















6 Şubat 2011 Pazar

Takım olma yolunda...Galatasaray-Eskişehirspor

Galatasaray uzun zaman sonra takım hüviyetinde bir oyun sergileyerek Eskişehirspor'u 4-2 yenmeyi başardı. Sahaya çıkan kadroda kalede Zapata, savunmanın sağında Serkan Kurtuluş, savunmanın ortasında Servet Çetin ve Lorik Cana, savunmanın solunda Hakan Balta, orta sahada Lucas Neill (Dk.69 Mustafa Sarp), Sabri Sarıoğlu, Culio, ileride Kazım (Dk.84 Yekta Kurtuluş), Harry Kewell (Dk.63 Milan Baros), Bogdan Stancu şeklinde başladı. Maça Kazım'ın sağ kanattaki etkili oyunuyla hızlı bir başlangıç yapan Galatasaray, sahanın geneline yayarak uyguladığı pres sayesinde de rakibe fazla pas yapma şansı tanımadı. İlk gol Galatasaray'ın sağ kanattan kazandığı serbest vuruş sonrası Culio'nun yaptığı orta sonrasında geldi. Savunma bu ortada topu ceza sahasının dışına uzaklaştırmış olsa da dönen topa Sabri gelişine bir vuruş yaptı. Topa kafasıyla değip topun yönünün değişmesini sağlayan Cana ilk gölü kaydetti. Gol sonrası akınlarına devam eden takımda, sağ kanattan Serkan'ın pasına hareketlenen Kazım'ın yaptığı ortaya Stancu'nun düzgün vuruşu takıma 2.gölü getirdi. Takım bununla da yetinmedi. Sanki Türkiye kupasında Gaziantepspor'a karşı alınan yenilgiyi taraftarına affettirmek ister gibi oynayan takım ataklarına devam etti. İlk yarının bitimine dakikalar kala orta sahada topu alan Culio sol kanatta hareketlenen Hakan Balta'ya (maçta herhalde 1 kere ileri çıkmıştır) çok güzel bir ara pası attı. Topla buluşan Hakan ilk defa kafasını kaldırarak oyuna bakıp hareketlenen oyunculara göre pas atmak istedi ve Kewell'ı gördü. Kewell da sol ayağıyla çok sert bir vuruş yaparak 2.gol sonrası sakatlanan Ivesa'nın yerine oyuna giren Atilla'yı mağlup etti. Takım ilk devreyi bu sonuçla 3-0 sonlandırdı.
İkinci yarıya Bülent uygun Pele'nin yerine Batuhan'ı alarak başladı. İlk yarıda Pele'den hiçbir katkı sağlayamaması bu tercihinde etkili oldu diyebiliriz. Bülent Uygun bu kadar yerinde değişiklikler yaparken Hagi oyundan kopuk değişiklikler yaptı. Son 2 maçtır Cana'yı savunmada Neill'i orta sahada deneyen Hagi bu sefer Neill'i çıkarıp (ki bence Sabri çıkmalıydı) yerine Mustafa Sarp'ı aldı. Bülent Uygun ise Serkan Kurtuluşu maç boyunca zorlayıp yoran Erkan'ın yerine Tello'yu aldı (dk.67). Bu dakikadan sonra Eskişehirspor daha organize ve doğru ataklar yapmaya başladı. Bunlardan birinde orta sahanın solunda rakip ceza sahasına yakın bir bölgede topla buluşan Tello'nun asistinde Hakan Balta'nın dikkat etmediği Burhan, Zapata ile karşı karşıya kalarak takımının ilk golünü kaydetti. Bu pozisyonda Hakan Balta elini kaldırıp hakeme bakacağına topla buluşan Burhan'a müdahale etmeye çalışsa belki golü engellemiş olabilirdi (Umarım sakatlıktan kurtulan bir Çağlar böyle hatalar yapmaz ve Hakan Balta'dan daha iyi bir oyun sergiler). Bu golden sonra konsantrasyonu bozulan Galatasaray rakibine direnmekte zorlandı. 3 dakika sonra Batuhan ve Serkan'ın ceza sahasının sağında girdiği hava topu mücadelesinde hakem tartışmalı bir faul verdi. Serbest vuruşu çok güzel kullanan Ümit Karan takımının 2.golünü kaydetti. İleri uçta Kewell'ın yerine oyuna giren Milan Baros ve Kazım'ın yerine oyuna giren Yekta (ki ismini maç esnasında bir daha duyamadık) Galatasaray'ın üstünlüğünü devam ettirmesi için çabalarken, oyun bir ara tamamen ev sahibi takımın kontrolünden çıktı. Buna rağmen üstünlüğünü koruyan Galatasaray, 80.dakikada kazandığı köşe vuruşunda Kazım'ın oyundan çıkmadan önce yaptığı son asistle Milan Baros'un kafası ardından 4. golünü buldu. Böylece sahanın en iyilerinden biri olarak gördüğüm Kazım oyundan 2 asistle çıkarken yerini alan Yekta fazla bir varlık gösteremedi.
Maçın ilk yarısında sağ kanatta Kazım, sol kanatta Kewell, ileri uçta Stancu'nun oyunları takımın tam istediği gibiydi. Zaman zaman Kewell ve Stancu yer değiştirerek rakip savunmanın düzenini bozdu. Keza 2.gol de Kewell'ın peşinden sürüklediği savunmanın arkaya sarkan Stancu'yu tutamamasıyla geldi. Takımdaki en önemli sorunlardan biri ise savunmanın sol kanadı. Hakan Balta sakatlığının ardından bir türlü eski formunu yakalayamadı ve oyununu nerede oynarsa oynasın istediği şekilde sergileyemiyor. Bugün Ayhan'ın olmaması takım adına çok isabetli olmuş gibi göründü. Orta saha daha dinamikti. Tabi ki pas yüzdesi açısından Ayhan ve Sabri aynı görevi üstlenemese de pres anlamında Sabri Ayhan'dan daha istekliydi. Bunun yanında Milan Baros'un arzulu oyunu gelecekte takıma kolay uyum sağlayacağını gösterdi. Yine ceza sahası dışında top alıp adam eksiltip içeri hareketlenmesi savunmayı yormasını sağladı. Yine de kaybettiği pozisyon sonrası hakeme itiraz etmesi ve sarı kart görmesi çok gereksizdi. Bu tip hareketler gelecek maçlarda sorun yaratabilir. Taraftar zaten gerekli baskıyı hakem üstünde kurmuşken onun böyle yapmasına gerek yoktu.
Maçtan sonraki tek üzüntüm ise böyle bir kadronun Rijkaard'ın elinde olsa neler yapabileceğini hiç göremeyecek olmam... Keşke kendisinden bu kadar çabuk vazgeçilmeseydi. Ama yönetimin kendini kurtarmak için yapabileceği başka hamlesi kalmamıştı. O yüzden kendilerini bu hareketten ötürü tebrik ediyorum.

30 Ocak 2011 Pazar

Emre Belözoğlu farkı...30.01.2011

Fenerbahçe Trabzonspor maçını 2-0 kazandı. İki takım da şampiyonluğa yakışır bir oyun sergiledi. Özellikle Emre Belözoğlu'nun 2 kişilik oyunu Fenerbahçe'nin ön alanda pres yaparak Trabzon'un topu oyuna rahat sokamamasına sebebiyet verdi. Şans faktörü de Fenerbahçe'nin yanındaydı. Egemen'in sakatlanması Giray'ın oyun içindeki dengesini bozarken, Glowacki ile aynı uyumu gösterememesi maç boyunca sorun yarattı. İlk gol kornerden gelirken, Giray'ın kendisinin kolundan çekmesine rağmen kurtulan Lugano çok güzel bir kafa vuruşuyla topu ağlara gönderdi. İkinci gol ise Gökhan Gönül - Mehmet Topuz ikilisinin maç boyunca sergilediği yardımlaşma ve olumlu pas organizasyonlarından biri sonucunda Niang'ın güzel bitirici vuruşu sonrası gerçekleşti. Golde Niang'ı tutmakla görevli olan oyuncu yine Giray'dı. Fenerbahçe'nin 5 dakika içinde bulduğu 2 gol takımı rahatlatırken taraftarın da desteğini iyice arkasına almasını sağladı.
Fenerbahçe'nin kilit maçlarda sergilediği güzel oyun onların şampiyonluk yolunda bir adım daha lidere yaklaşmalarına yardımcı oldu. Bütün takım sahaya inanmış olarak çıktı. Hafta içi oynanmış olan Ziraat Türkiye Kupasında Beşiktaş'a yenilen Trabzonspor ise zor hücuma çıkan, doğru pas yapamayan ve ileride çoğalamayan bir takım hüviyetindeydi. Umut'un yalnız kalarak orta sahaya kadar gelip top almaya çalışması durumu açıkça sergiler nitelikteydi. Erken gelen goller ve sakatlık yüzünden oyuncu değişiklik haklarını erken kullanan Şenol Güneş, ilk yarının bence en etkisiz ismi olan Colman'ın yerine Yattara'yı alarak çok doğru bir değişiklik ile ikinci yarıya başladı. Fenerbahçe'de Selçuk'un kırmızı kart görmesi Trabzonspor'a avantaj sağlasa da, Glowacki'nin Selçuk'un kırmızı kartının hemen arkasından 2 dakika arayla gördüğü iki sarı kartla bu avantajın kaybolmasına yol açtı. Burak'ın yerine Tayfun Cora'nın alınması ise Trabzonspor'un hücum gücünü zayıflatan bir hamle oldu. Eğer Glowacki atılmasaydı Burak'ın yerine alınabilecek bir Alanzinho oyunun seyrini çok farklılaştırabilirdi.
Sorun nerede diye düşündüm ve şu karara vardım. Sorun tecrübe eksikliğinde. Trabzonspor uzun zamandır bulunmadığı bir koltuğa oturmuş durumda. Bu durum takımın oyuncuları üzerinde olumsuz bir baskı yaratıyor. İster istemez oyuncuların rahat futbol oynayamamasına yol açıyor. Fenerbahçe bu gibi durumlarda çok bulunduğundan ve bu durumda kalmış bir sürü tecrübeli oyuncusunun takımı taşıyabilecek güçte olmasından dolayı bu maçı kazanmaya yönelik oynayabildi. Ligin ilk yarısının en olumlu transferi olarak gördüğüm Niang'ın akıl dolu vuruşu onun ne kadar usta bir ayak olduğunu tekrar ortaya koydu. Ayrıca Glowacki'ye yaptırdığı faulde de hızını kullanarak sarı kartı gördürmesi oyuncu zekasını ortaya koydu. Cebinde kartla oynayan Glowacki'nin bu pozisyonun hemen ardından Alex'e sol dirseğiyle vurması tamamen amatörce bir hareketti. Maç sonunda Tayfun Cora'nın hakeme küfür etmesi de Trabzonspor'un mağlubiyeti hazmedemeyen bir takım olduğunu ortaya koyar nitelikteydi. Bu maçta 3 puan kaybeden Trabzonspor aslına bakarsanız önümüzdeki 2 haftayı da kaybetme riski ile karşı karşıya. Egemen'in sakatlığı ne kadar sürer bilmesem de Tayfun ve Glowacki'nin de haftaya olmayışı takımı zor duruma sokacaktır. Bunun yanında Fenerbahçe, Selçuk'un yerini rahatlıkla doldurabilecek derinlikte bir kadroya sahip. Tahminimce Aykut Kocaman haftaya bu kadar savunma ağırlıklı bir takımla sahada olmayacaktır.
Fenerbahçe'nin yüksek pas yüzdesi, ataklara yön veren her oyuncunun doğru kişiyi bulması, maçın ilk yarısında üstünlüğün onlarda kalmasını sağladı. Trabzonspor ise olgunlaşamayan ataklarının yanında uzun top ve derin ara pası denemelerinde de başarı sağlayamadı.
Bu olumsuzluklara rağmen iki takımın da istekli oyunu, pozisyonu az olan maçta seyir zevkinin yüksek kalmasını sağladı. Trabzonspor bu hafta aldığı yaraları kolay saramazsa ligi ikinci sırada bile bitiremeyebilir. Beşiktaş ve Galatasaray maçlarını da deplasmanda oynayacağı düşünüldüğünde işinin zor olduğunu söylemek hayalperestlik olmaz.

29 Ocak 2011 Cumartesi

Hagi - Lucescu Farkı 29.01.2011

Bursaspor - Galatasaray maçı daha oynanmadan kazanılması büyük olasılıkla mümkün olan bir maçtı. Bunu bilmek için medyum olmaya gerek yok. Bir takım gol yememek için sahaya çıkmış eski şampiyonluk kimliğinden uzak(ki bunları Hagi de yaşamıştı), diğeri ise hala Trabzonspor'u kovalayan takıma yaptığı doğru takviyelerle daha da güçlenen Bursaspor.
Bir düşünün forvete koyduğunuz Kazım ilk yarı boyunca bir sağa bir sola koşarken arkasında kendisine pas atacak onunla birlikte savunmayı zorlayacak 1 tane bile oyuncuya sahip değildi. Böyle olunca neden Misimovic gibi bir oyuncu sahada yok diye düşünmekten kendimi alamasam da Hagi'yi anlamaya çalışıyorum. Tıpkı Guti'nin kendisinden daha büyük olduğunu kabullenemeyen Sergen gibi o da Misimovic'in kendisinin tahtına oturmasından çekiniyordu.
Eğer Misimovic'siz de gol atabileceğini düşünüyorsa neden herhangi bir atak organizasyonu uygulatamadı bu takıma Hagi hala anlayabilmiş değilim. Bir tane bile çizili atak organizasyonunu, bir tane kanat bindirmesini adam gibi beceremeyen bir takım sahadaydı. Bunun yanında Ayhan gibi (daha önceki yazılarımda belirtmiştim) sinirine hakim olamayan, buna rağmen yönetim tarafından kaptan yapılan, takımını yarı yolda bırakan, enlemesine pas haricinde (ki onlarda bile hatalı veya zor paslar vererek takımını zora sokan) oyun oynamayan bir oyuncuya orta sahada sabrettik.
Şimdi bir an için Mircea Lucescu'yu düşünün. Zamanında az çile çekmedik onun takımını izlerken. Orta sahada Bülent Akın oynarken taraftarların nasıl maç başı kadrolar sayılırken anonsta "eyvah!" dediklerini ben statta izlediğim maçtan hatırlıyorum (tek fark o maç Galatasaray - Deportivo maçıydı ve Suat'ın golüyle 1-0 kazanmıştık). Kazanmayı bilen takım olmakla galibiyete aç takım olmak bir yerde aynı sonuca çıkıyor. İkisi de 3 puanı hanesine yazdırmak için elinden geleni yapan takım durumundadır. Bugün ise Galatasaray iki kimliğe de bürünemedi.
Peki Frank Rijkaard'ın suçu neydi? Hala bu soru var aklımda. Bir cevap bulamıyorum. Bu kadro onun elinde yokken yine de Bursaspor maçına kadar takımı idare etmiş (hatırlayın Baros sakat, Jo diye bir adam alınmış o da 2 maç sonra kendisini alemlere vermiş, Kewell zorunluluktan forvet oynuyor) ve ligi 3.sırada tamamlamıştı. Şu anki durumda ligde puan tablosuna göre önünde bulunan 5 takımı yenememek demek bir takımın şampiyonluk yolunda hiç şansı kalmamış demektir...
Gollere değinecek olursak: İlk golde hem kaleci Orkun hem de Hakan Balta'nın hatalı olduğunu düşünüyorum. Miller'in çıktığı kafa topunu vurduran Hakan Balta, Insua gol olmasın diye çizgiye doğru var gücüyle koşarken topa 2.müdahaleyi yapmadan elini kaldırdı. Hakem karar vermediyse top oyunda demektir ve bunu oyuncunun kalkan eli engellemez. İster Miller ofsayttan gol atsın isterse eliyle topu önüne alsın hakem aksine karar vermediği müddetçe top oyundadır ve avantajdır. Golde Hakan Balta'nın tribünde oturan taraftardan farkı yoktu.
Gelelim 2.gole: Galatasaray kaleci aldığında takımdan hemen ayrılmak isteyen kaleciler bence bir daha düşünmeli... Daha top geri oynandığında doğru düzgün degaj dahi yapamayan bir kalecinin bile yedeği isen bu tarz bir yaklaşımla bulunarak hata yapıyorsun demektir. Gol çok pisti ve yenmemesi gerekiyordu. Vederson'un vuruşu ne sertti ne de aşırı kavisli, tek zor yanı topun yerde sekmiş olmasıydı. Gölü atan Vederson dahil kimsenin, o vuruşun gol olacağına inandığını düşünmüyorum. Yine de pozisyonda kolayca şut atması için Vedersona alan açan oyunculara teşekkür etmek gerekiyor.
Sizce Lucescu'nun takımında böyle bir hata olur muydu? Savunma bu kadar aciz oynar mıydı? Bu kadar pas hatası olur muydu? Hasan Şaş gibi bir oyuncunun zamanında yıldızlaşmış olması tesadüf müydü? Takım süper kupa almış daha sonra da Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynamıştı. Peki ya bu takım? Türkiye kupasında gruplardan çıktığına sevinen aciz bir hale geldi. Yönetimin takım hakkındaki tek mazereti ise stat projesine yoğunlaşmış olmaları... Beyler şunu unutmayın; yönetim 1 kişiden ibaret değil. Herkesin ayrı görevleri var ve başarı ancak bunlar doğru yürütülürse sağlanır. Bunun bilincinde olmayan bir yönetim kendisine karşı çıkan çatlak sesleri bastırmada ne kadar aktif (!) davranıyor. Suç Hagi'de değil onu bu takımın başına Rijkaard'ın yerine getirenlerde. En azından şundan eminim ki Rijkaard'ın elinde bu kadro olsa en azından hücum organizasyonu çizdirip takıma atak namında bir şeyler yaptırırdı. 90 dakikayı pozisyonsuz geçirmez en azından seyircilerin yüreğini ayağa kaldıracak bir şeyler yaratırdı. Bunların provasının hafta içi antrenmanlarda tekrar tekrar yapılmış olması gerekirken takım, takım olmaktan uzakta bir görüntü sergiledi. Bu antrenmanları izleyen bir yönetim kurulu üyesi yok mu? Hadi Hagi göremiyor saha dışında bir kişi bile uyaramıyor mu kendisini?
Galatasaray'ın gittiği yol yol değil. Takımda değişmesi gereken bir sürü oyuncu var. Bunlar, Rijkaard zamanında değiştirilmedi (çoklukları ve yerine adam alacak paranın olmaması nedeniyle). Bunun yerine teknik direktör yönetim tarafından gönderildi, çünkü hem maliyetliydi hem de kurtulması daha kolaydı. Önümüzdeki günler nelere gebe bekleyip göreceğiz...

18 Ocak 2011 Salı

18.01.2011 Antalyaspor - Galatasaray maçı ardından...

Antalyaspor - Galatasaray maçının ilk yarısı iki takımın da orta sahada az oyuncuyla oynaması nedeniyle top hakimiyetinden yoksun geçti. İleri uçta oynayan oyuncuların rakip savunmaya gömülmeleri ve pozisyondan uzak kalışları gol vuruşlarının gelmemesine neden oldu. Galatasaray'da ilk yarının en kötüsü olarak gördüğüm Aydın, etkinsiz oyununa kanat organizasyonlarında da takıma katkı veremedi. Culio, Arda ve Kazım'ın ileri uçta yeterince yırtıcı olmamasını orta sahadan yeterince pas alamamasına bağlıyorum.
Bunun yanında Arda'nın vuruşlarında takındığı lakayıt tavır bana maçı önemsemediği izlenimini veriyor. Culio takımın 2.yarı ve maç genelinde en iyi oyuncusuydu. Galatasaray'da kırmızı kart gösterilen Serkan'ın yapmış olduğu hareket 2.sarı kartı gerektiriyordu yani hakem kararda haklıydı.
Benim asıl değinmek istediğim konu ise 4 büyükler içinde en az pozisyon zenginliğine sahip olan takım Galatasaray. Yönetim sürekli hücum hattını güçlendirmeye çalışırken orta sahada daha ileriye pas atabilecek bir oyuncunun eksikliğinin farkında bile değiller. Fenerbahçe'de Emre, Beşiktaş'ta Ernst'in yaptığı görevi Galatasaray'da başarıyla yapan bir oyuncu var mı?
Ayhan'ın hatalı hareketleri asabi oyunu ve topu sürekli olarak yanlamasına oynamaya çalışması rakip takımın savunmaya yerleşmesi için zaman kazandırırken Hakan Balta'nın orta sahada savunma özelliklerini kullanmak dışında başka meziyetini ortaya koyamaması takımı eksik hale getiriyor. Orta saha maçın kazanıldığı bölgedir. Burası çok yönlü oyuncuları gerektirir. Ne sadece savunma ne sadece hücum. Orta sahada oyuna beyniyle hükmedecek adamlara ihtiyaç vardır. Ayakta kalacak, yıkılmayacak, zamanında pasları sayesinde rakip tarafından faule maruz kalmayacak ve oyundan düşmeyecek, kendine iyi bakacak futbolculara ihtiyaç var...
Yönetimin hala bir santrfor arayışı içinde olmasındaki hata gerçek eksiği görememelerinden kaynaklanıyor. Forvet bölgesine pası atacak oyuncunun eksikliği takımı bu hale getirdi. Ne Cana ne Ayhan ne Sabri gerçek bir orta saha oyuncusunun özelliklerine sahip. İyi bir kesici olan cana orta sahaya yapılacak olan transferin yanında onun savunma yönündeki açığı kapatmak için kullanılabilir. Ayhan'ın bu tipte bir oyuncu olmasını dilerdim ancak değil. Hakan Balta'nın neden hala oynadığını zaten anlayabilmiş değilim (Insua varken ve Culio ile çok iyi anlaşırken).
Buna rağmen takım bazı negatifliklerden kurtulmaya çalışır bir görüntü çiziyor. En azından forvet hattında yalnız başına debelenen bir Pino veya Baros'un artık olmayacağını anlayabiliyorum. Artık Servet'in bile yerinin garanti olmamasından ötürü kendine çekidüzen vermesi gerektiğini düşündüğü oyununa yansıyor. Bu tarz iyi yönlü değişimlerin devam etmesi durumunda Galatasaray'ın Ziraat Türkiye Kupasında şansı olabilecektir.