Büyümeden İstihdama Doğru 06/2013
Ülkemizde son
dönemde yaşanan gelişmelere ilişkin olarak yapmaya çalıştığım analizde
Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYIH), Cari Açık (CA), İşsizlik, Tüketici Fiyat
Endeksi (TUFE) gibi konuları incelerken birtakım saptamalarda bulundum.
İncelemelerimde TUIK, TCMB ve OECD verilerini kullanarak hem ülke hem veri seti
anlamında çıkarımlar yaptım.
2011 yılında Euro
Bölgesinde kendini hissettiren borç sorunlarının hemen aşılamaması ve 2012
yılına da yansıması, bölgenin komşularından olan ülkemizi de olumsuz
etkilemiştir. Buna rağmen Türkiye’nin ihracat alanında ülke çeşitliliğini
artırması ülkenin negatif büyüme gerçekleştirmesinin önüne geçmiştir.

Kümülatif ve
yıllıklandırılmış GSYIH’nın seyri incelendiğinde 2001’de yaşanan krizin
ardından 2002 ilk çeyreğinde başlayıp 2008’in üçüncü çeyreğinde etkisini
gösteren Mortgage krizine kadar istikrarlı bir yükseliş trendi yaşandığını
görmektedir. Bu dönemde bileşik yıllık büyüme oranı (CAGR) %1,6 artış göstermiş
ve sabit fiyatlarla hesaplanan kümülatif GSYIH 1Ç2002’deki 68,4 milyar TL’den
3Ç2008’de 103,7 milyara ulaşmıştır. Bu trend içerisinde en etkili dönem ise
2Ç2003-1Ç2007 arasında yaşanan CAGR %1,9 yükseliş olmuştur. 2007 yılı
itibariyle artış hızında yavaşlama görülmüş, sonrasında ise krizin de etkisiyle
4Ç2008-3Ç2009 arasında CAGR %-2,1 düşüş yaşanmıştır. Krizin en derin
hissedildiği 4Ç2008-1Ç2009 arasında kümülatif bazda çeyreksel düşüş %-3,5
olmuştur. Kümülatif olmayan veriler incelendiğinde ise 1Ç2009’da bir önceki
yılın aynı çeyreğine göre %-14,7 düşüşe rastlanmıştır. Bu gerileme 4Ç2001’de
yaşanandan (yıllık %-9,8) daha fazladır.
Tekrar kriz
öncesi seviyelere 2Ç2010’da gelinmesiyle birlikte yükseliş trendine geri
dönülmüştür. 1Ç2010’da ise baz etkisiyle birlikte 1998 yılından beri yıllık
bazda en büyük çeyreksel artış gerçekleşmiştir (%12,6).
OECD verilerine
göre dolar bazında ülkelerin cari fiyatlarla GSYIH’ları karşılaştırıldığında
Türkiye’nin 1Ç2005’teki 763 milyon $’lık hasılası 1Ç2013’te CAGR %1 büyüme ile
1,04 milyar $’a ulaşmıştır. Bu dönemde kaydedilen 275 milyon $’lık büyüme (%36)
1Ç2013 GSYIH’sının yaklaşık %26’sına denk gelmektedir. Bu seyir sadece Türkiye’de
değil gelişmekte olan ülkelerin tümünde görülmektedir. Grafikte yer alan
Brezilya ve Kore’de de 1Ç2005 – 1Ç2013 arasında CAGR %0,9 artış görülmüş, bu
ülkelerin GSYIH’ları %32 oranında artmıştır. Bu durum Türkiye’nin de içinde
bulunduğu gelişmekte olan ülkeler topluluğunun küreselleşme, likidite bolluğu
ve paranın global dolaşım hızının artmasıyla bu etkiye maruz kaldığını
göstermektedir.
TUIK verilerine
göre cari GSYIH yıllık verilerini incelediğimizde ise 2008 yılından itibaren TL
ve $ bazındaki farkın artmakta olduğu görülmektedir. Bu durum TL’nin dolar
karşısında değer kaybettiğini ve GSYIH seyrinin dolar bazında yapılan
ülkelerarası karşılaştırmalarda ülkemizi daha alt sıralara taşıyacağını ifade
etmektedir.
Büyüme trendinin
devam ettiği gelişmekte olan ülkeler içerisinde en önemli dinamiklerden biri
cari açık (CA)/GSYIH oranıdır. Brezilya ve Kore gibi bu grubuna ait ülkelerde
cari fazla verilmesi büyümeyi daha sürdürülebilir hale getirirken Türkiye’nin
sadece GSYIH gerilediğinde cari açık oranının kapanması ülkenin en önemli
yapısal sorunlarından biri olarak öne çıkmaya devam etmektedir. Benzer seyri
dış ticaret açığında da görmek mümkündür.
Büyüme ile cari açık (CA) arasındaki oran (kaynak: OECD) incelendiğinde ülkemizin büyüdüğü dönemlerde cari açığının da arttığı görülmektedir. Özellikle 1Ç2009-2Ç2011 arasında sergilenen büyümede cari açıktaki yükseliş göze çarpmaktadır. Bu durumun sürdürülemez olması hükümetin ana açık kalemlerinde önlemler almasına yol açmıştır. Konu hakkında kaydedilen olumlu gelişmeler CA/SGYIH oranını 4Ç2012’de %5,1’e kadar düşürmüştür. 2013 yılının ilk çeyreğinde ise bu oran tekrar %6,1’e yükselmiştir.
Büyüme verilerinin yurtiçinde yarattığı etkiyi en belirgin olarak görmemiz gereken
alanlardan birisi de işsizlik oranlarıdır. Mevsimsellikten arındırılmış GSYIH
ve İşsizlik oranları ele alındığında 2008 yılının son çeyreğinden 2009 yılı ilk
çeyrek sonuna kadar geçen dönemde işsizlik oranındaki artışla aylık bazda
yaşanan resesyon arasında yüksek ilişki görülmektedir. Ülke ekonomisinde
sonraki dönemde yaşanan toparlanma evresi işsizliğin de tekrar %15’lerden
%9’lara gerilemesini sağlamıştır.
İşsizlik
oranlarında sağlanan bu olumlu seyre rağmen genç işsizlik oranı (özellikle de
20-24 yaş arası) 2013 yılında %20’nin üzerinde seyretmektedir. Bu durum dinamik
nüfusun yurtiçinde atıl olarak kalmasına yol açmakta ve işgücü kaybına neden
olmaktadır. Genç yaşta beyin göçü oranının daha yüksek olduğu esası da göz
önünde bulundurulduğunda işsizlikteki seyir ülkenin geleceği açısından tehlike
arz etmektedir.
Avrupa Birliği
standartlarına erişmeyi ve 2023’te dünyanın en büyük ilk on ülkesi arasında yer
almayı planlayan Türkiye’nin gelir endeksi rakamları incelendiğinde son dönemde
Euro Bölgesi krizinde ön plana çıkan Yunanistan’a yaklaştığımız görülmektedir.
Ancak bu seviye İngiltere, Almanya gibi ülkelerin altındadır.
Benzer şekilde
satınalma gücü paritesi (PPP) bağlamında kişi başına gelir seviyelerinde de
Avrupa ülkelerinin altında bulunmamız dışarıya olan göçü hızlandırabilecek
etmenler arasındadır. Buna rağmen PPP Türkiye’nin 2005-2012 yılları arasında
CAGR %2,8 artış gösterdiği görülmektedir. Ancak bu artışın yeterli olup
olmadığı tartışma konusudur.
Satınalma gücü paritesinde
yaşanan artışa rağmen 2005-2012 yılında gerçekleşen kişisel tüketim PPP’si CAGR
%4 artmaktadır. Bu durum tüketimin gelirdeki artışa nazaran daha hızlı
arttığına işaret etmektedir. Gelirdeki artışın tüketimi karşılamaması durumu
tüketiciyi krediye teşvik etmekte ve borçlu hale getirmektedir. Bu durum da
gelecek dönemde oluşması muhtemel bir tüketici kredi krizinin ilk sinyalleri
olarak algılanabilir.
Türkiye’nin
2005-2012 yılları arasındaki gelişim göstergelerinden birkaçını ele aldığım bu
inceleme sonucunda GSYIH’nın diğer gelişmekte olan ülkelere (GOÜ) paralel
seyrettiği görülmektedir. Bunu GOÜ’lerin cari fazla vermesi desteklerken
ülkemiz açısından bu durum ters işlemektedir. Büyümenin beraberinde getirdiği
istihdam ve gelir artışı ise tüketim gücünün artışını tek başına
destekleyememektedir. Bu durum kişisel tüketimi kredi ile destekleyen sistemin
önümüzdeki dönemde tehlikeli bir seviyeye ulaşma riskini de ortaya koymaktadır.
Mevcut işsizlik oranları incelendiğinde genç işsizliğin hala %15 seviyesinin
üzerinde bulunması artan tüketim seviyelerinin uzun dönemde sürdürülmesi
yönünde diğer bir tehdit unsuru olmaktadır.
Kaynak: OECD, TUIK, TCMB, Hazine









Hiç yorum yok:
Yorum Gönder